Pazartesi , 10 Aralık 2018  
    ANA SAYFA
    Gündem                   
    Politika                   
    Dünya                      
    Ekonomi                  
    Güncel                     
    Spor                         
    Sağlık                       
    Yaşam                     
    Bilim ve Teknoloji 
    Kültür ve Sanat     
    Magazin                  
    Eğitim                      
    Kadın ve Aile        
    Yazarlar
    Söyleşi / Haber
    Video Haberler
      Künye
      İletişim
      Reklam

Haberlerde Ara



TCMB Döviz Kuru


 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 



SİTE İSTATİSTİĞİ
 BUGUN 233702  
 TOPLAM 654947750  
08.06.2007 itibariyle
YAZARLAR
Prof.Dr. Yaşar Nuri ÖZTÜRK
Yazara E-Posta Gönder
ÇÖZÜMÜN ÜÇ IŞIĞI







Çözümün üç ışığı: İmamı Âzam, Ekber ?ah, Atatürk




Ekber ?ah, dün kısmen değindiğimiz ve bugün de kalan kısmını vereceğimiz anlayışına, tarihe mal olmuş şu ismi veriyordu: Sulh-i Küll. Yani genel-evrensel barış.


Ekber’in  ciddiyet ve dirayetle neşter vurduğu yaralardan biri de İslam’ı temsil mevkiinde olanların bu dini temsil değil, perişan ettikleri merkezinde idi.


 


Atatürk’ün bu konudaki fikri de aynen bu idi.


 


Ekber, tıpkı Büyük Atatürk gibi, İslam tarihinin dram noktalarından birine parmak basarak şöyle diyordu:


 


“Pek çok kişiyi zorla dinimize soktuk ve bu işi Müslümanlığa hizmet sandık. Ama meselenin esasını öğrenince çok üzüldük. Kendimiz Müslüman olmadan başkasını ona tâbi kılmak saygın bir iş değildi. Zorla gasp edilen bir vicdan dindar olmaz.” (Bayur, aynı makale)


 


Ölüme götürülmek üzere zehirlendiğinde son isteği sorulan İmamı Âzam da bu fikrin ürünü olan şu vasiyeti yapmıştı:


 


“Beni, gasp edilmemiş bir toprağa defnedin!”


 


Çünkü Büyük İmam, Emevî ve Abbasî halifelerinin ‘cihat’ adı altında açtıkları savaşlarla elde edilen toprakların ‘gasp edilmiş topraklar’ olduğu kanısındaydı.


 


Bu fikri, Arap-Emevî zorbalığına karşı fıkıh diliyle ilk ifade eden İmamı Âzam’dır. İfade ne demek, İmamı Âzam Hazretleri, bu fikir uğrunda hayatını vermiştir.


 


Ekber, “Allah, aklını işletmeyenlerin üstüne pislik indirir” (Yûnus, 100) diyen bir kitabın mü’mini olarak, geleneksel ulemanın din adı altında akla pranga vurmalarından da çok şikâyetçiydi.


 


Tıpkı İmamı Âzam gibi, tıpkı Mustafa Kemal gibi…


 


Akla uzak kalmak Müslüman kitleyi, ecdadı taklit batağına itmiştir. Ekber, tam bu noktada, yirminci yüz yılın en büyük İslam düşünürü olan Muhammed İkbal’in (ölm. 1938) bir şiirinde aynen kullanılan şu sözü söylemektedir:


 


“Eğer taklit iyi bir şey olsaydı peygamberler kendi babalarına uyarlardı.” (Bayur, aynı makale)


 


Ekber’in İmamı Âzam ve Atatürk’le kader benzerliklerinden biri de şudur:


 


Ekber, insancı ve evrensel tavırlarıyla hoşgörülü davrandığı gayrimüslimlerce İslam’dan çıkmış gösterilirken, Müslüman din uleması tarafından da gayrimüslimlere hoşgörüsü sebebiyle ‘kâfir’ ilan edilmiştir.


 


Tıpkı İmamı Âzam gibi, tıpkı Mustafa Kemal gibi…


 


Türk-İslam hümanizminin güçlü öncülerinden biri olan Ekber ?ah’ın, ‘Sulh-i Küll’ nazariyesiyle dünyaya barış mesajları verip bu mesajın gereğini kendi ülkesinde yaptığı o zamanda (16. yüzyıl) Batı’nın durumu korkunç bir zulüm ve kaos manzarası arz ediyordu. Rahmetli Hikmet Bayur durumu şu satırlarla özetliyor:


 


“Ekber’in zamanında İngiltere Kralı Sekizinci Henri, kendi kurduğu inanç dışındaki herkesi idam ettiriyordu. Katolikler hain diye asılır veya kesilir, Protestanlar dinden çıkmış diye diri yakılırlardı.  Onbeş yıl içinde elli bin kişi mahkûm olmuştur. İspanya’da İkinci Filip bir tek Protestan kalmayıncaya kadar hepsini diri diri yaktırdı. Aynı kral, Felemenk’te üç ayda, yaktırmak ve kestirmek suretiyle bin sekiz yüz protestanı idam ettirdi.  1573’te, İspanya ordusunun kuşattığı Harlem kenti açlıktan teslim olunca kentteki on beş bin kişi kılıçtan geçirildi. Aynı kralın aynı ordusu Fransa’nın Dullans kentinde silah çekmeden teslim olan dört bin protestanı öldürmüştür.”


 


“Fransa’da ise Kral 9. ?arl’ın Sen Bartölmi katliamı sırasında verdiği talimat şudur: ‘Öldürün ama hepsini öldürün ki sonradan bunu yüzüme vuracak kimse kalmasın.’ Bu katliamda sekiz bin protestan öldürüldü.”


 


“İşte, Ekber böyle bir âlem içinde ‘Sulh-i Küll’ siyasetini ortaya atmış, bunun nazariyesini yapmış ve onu o günkü Avrupa’ya yakın büyüklükte bir imparatorluk içinde tatbik etmiştir.” (Bayur, aynı makale)


 


Sorun teolojik eksende çözülmedikçe, Müslümanın en büyük ayak bağı, en büyük engeli, en büyük düşmanı bizzat kendisinin yaşadığı, savunduğu, yücelttiği din olacaktır. Bu mesele çözülmeden Müslüman dünyanın hiçbir meselesi çözülemez.


 


Kur’an bir ‘salah’ (barış, esenlik) dini getirmiştir; Müslüman dünyanın yaşadığı ise bir ‘fesat’ dinidir. Bunun içindir ki İslam dünyasının kurtuluşu, fesat dininden salah dinine, fesat teolojisinden salah teolojisine, kısacası örf dininden Kur’an’ın dinine geçmekle mümkündür.


 


Bunun bir anlamı da tabulara teslimiyetten işletilen akla geçmektir.


 


Teololjik fesadın nelere mal olduğuna güzel bir örneği, Bernard Lewis veriyor:


 


“Kâfirlere karşı kutsal cihatta İslam’ın işine yaradığı için ateşli silahların kabulü mümkün oldu; matbaa ve saat kuleleri ise böyle bir amaca yaramadığı ve İslamlığın toplumsal dokusunu bozabileceği için kabul edilemedi. Busbecq’in tasvir ettiği zihinsel tutum birçok örneklerle kanıtlanmıştır.”


 


 “Bir sultan, ele geçirilen bir Venedik kadırgasının yapımını ve donatımını örnek almayı arzu ettiği ve kâfir tarzının bu taklidine karşı bazı itiraz sesleri yükseldiği zaman, ulema, kâfirlerden onlara karşı yeni savaş yöntemlerini öğrenmenin kutsal cihat uğruna caiz olduğuna fetva verdi. Fakat, İspanya’dan gelen Yahudi mülteciler Türkiye’de basımevi kurmak için İkinci Bayazıt’tan izin istedikleri zaman, Türkçe ve Arapça hiçbir kitap basmamak ve sadece İbranice ve Avrupa dillerine münhasır olmak şartıyla razı oldu.” (Bernard Lewis, Modern Türkiye’nin Doğuşu, 42-43)


 


Peş peşe üç yazıyla “İslam dünyasında temel sorun teolojik” derken neyi kastettiğimiz, sanıyorum biraz olsun anlaşılmıştır.


 YAZARIN TÜM YAZILARI
   26/01/2009 - 'KÜRESEL AFETLER' KİTABI ÜSTÜNE
   23/01/2009 - HURAFEDEN KUR'AN'A
   20/01/2009 - 'DİN AMAÇ DEĞİL ARAÇTIR'
   20/01/2009 - İYİLİK VE ONUR
   20/01/2009 - RİYAKARLIK NASIL KOVULUR
   13/01/2009 - HER HALDE KARDEŞİZ
   12/01/2009 - İNSAN GERÇEĞİNDE BİRLEŞMEK
   09/01/2009 - ÇÖZÜMÜN ÜÇ IŞIĞI
   08/01/2009 - ÇÖZÜMÜN TEORİ VE EYLEM SÜRECİ
   07/01/2009 - İSLAM DÜNYASINDA SORUN TEOLOJİK
   06/01/2009 - RAHMET ZAHMETE DÖNÜŞTÜRÜLÜNCE
   05/01/2009 - RAHMETİ ZAHMETE NASIL ÇEVİRDİK
   29/12/2008 - GALİLE'YE SÖVMENİN ONURSUZ RANTI
   25/12/2008 - ÇAĞDAŞ PROMETHEUSLAR
   24/12/2008 - TÜRK SOLUNUN BÜYÜK YANILGISI VE İNADI
   23/12/2008 - DİNİ YANLIŞ OKUMANIN HÜSRANI
   22/12/2008 - GEMİ SU ALIYOR
   19/12/2008 - ILIMLI İSLAM ÜZERİNDE OYUN
   18/12/2008 - YIKILMAK İSTENEN İKİ MİRAS
   17/12/2008 - ATATÜRK'ÜN GÖZÜYLE İRTİCA
   16/12/2008 - EGEMENLİK VE İRTİCA
   15/12/2008 - HALKIN İSTEĞİNE CEVABIMDIR
   04/12/2008 - GÜVEN BUNALIMINA DİKKAT
   03/12/2008 - İŞLETİLEN AKLIN MEYVESİ: BİLİM
   02/12/2008 - AKIL VE İŞLETİLEN AKIL
   01/12/2008 - KUR'AN İRTİCADAN ŞİKAYETÇİ
   28/11/2008 - LAİKLİK KONUSUNUN SADEDİ NEDİR?
   27/11/2008 - LAİKLİK YEMİNİ VE ÖTESİ
   26/11/2008 - LAİKLİĞE İKİ KOLDAN SALDIRI
   25/11/2008 - ATATÜRK'E SALDIRININ ÖTEKİ ADI
Yazarın Sitemizdeki  Kayıtlı Toplam Yazısı : 85

Sayfa :


 1   2 -  3 -

Kampanya detayları için TIKLAYINIZ

Tasarım & Programlama SK WT © 2007 - İçerik © Copyright 2007Ulusal Ses Haber Portalı