Çarşamba , 19 Aralık 2018  
    ANA SAYFA
    Gündem                   
    Politika                   
    Dünya                      
    Ekonomi                  
    Güncel                     
    Spor                         
    Sağlık                       
    Yaşam                     
    Bilim ve Teknoloji 
    Kültür ve Sanat     
    Magazin                  
    Eğitim                      
    Kadın ve Aile        
    Yazarlar
    Söyleşi / Haber
    Video Haberler
      Künye
      İletişim
      Reklam

Haberlerde Ara



TCMB Döviz Kuru


 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 



SİTE İSTATİSTİĞİ
 BUGUN 40925  
 TOPLAM 658263400  
08.06.2007 itibariyle
YAZARLAR
Prof.Dr. Yaşar Nuri ÖZTÜRK
Yazara E-Posta Gönder
LAİKLİK YEMİNİ VE ÖTESİ







              




Laiklik yemini veya laikliğe yemin ve ötesi...



Türkiye’de, ‘laikliğe yemin’ konusu da çok hayatî bir ko­nu.


 


Ve çok ibret verici bir konu…


 


Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde 550 in­san dün­ya­nın önün­de, na­mus ve şereflerini (yemin metnindeki ke­li­me­ler bun­lar) or­ta­ya ko­ya­rak bir kav­ra­ma ye­min edi­yor.


 


Sonra?


 


Ye­min tö­re­ni bi­ter bit­mez, Tür­ki­ye'de cur­cu­na baş­lı­yor. Laiklik nedir? Laiklik o mudur, bu mudur? Gerçek laik kimdir? Sen misin, ben mi? Sen değilsin, benim...


 


Ve nihayet iş, bilim ve düşünce erbabına havale ediliyor. Konuşun, tartışın da şu laiklik kavramının ne olup olmadığını anlatın mealinde istekler yoğunlaşıyor.


 


Ge­lin ba­ka­lım Ah­met, Meh­met, falan, filan... Ne­dir bu la­ik­lik?


 


O ekranlarda saatlerini harcayanlar sormaz mı:


 


“Ya­hu, siz bizimle alay mı ediyorsunuz? Ko­ca ko­ca adam­lar, mil­le­tin ve­ki­li sıfatıyla, mil­le­tin önün­de şe­ref ve na­mu­su­nu­zu or­ta­ya ko­ya­rak, bir kav­ra­ma ye­min edi­yor­su­nuz, sonra da kalkıp bu kavramın bir ‘meçhul’ olduğu yolunda tavırlar içine giriyorsunuz.”


 


Bu nasıl iştir?


 


“Bilmediğiniz bir şeye, yani meçhule nasıl yemin ettiniz?”


 


Bu soruyu sadece ilim ve fikir ustaları sormuyor, halk kitleleri de soruyor.


 


Halkın sorduğu sorular uzayıp gidiyor. Hariçten gazel okumuyoruz; yaşadık, gördük. İşte halktan birkaç soru daha:


 


“Meçhule yemin etmek size yakışıyor mu?”


 


“Meçhule yemin edebilenlerin malumlarına nasıl güveneceğiz?”


 


“Meçhul idiyse neden yemin ettiniz, malum idiyse şimdi neden tartışıyorsunuz?”


 


“Yani siz, yemin ettiğiniz şeyin ne olduğunu bil­me­den mi bu ye­mi­ni yap­tı­nız? Bil­me­den yap­tı­nızsa ni­ye yap­tı­nız?”


 


“Bir adam bil­me­di­ği bir kav­ra­ma şe­ref ve na­mu­su­nu dev­re­ye so­ka­rak yemin eder mi? Ni­ye yap­tınız bu­nu?”


 


“Bi­li­yor­ idiyseniz şimdi neden bilmezlik içine giriyorsunuz? Bu ikiyüz­lü­lük­le bu ül­ke­nin so­kak­la­rın­da nasıl do­la­şı­yor­sunuz?”


 


Bu ülkede, samimi aydın ve dürüst halk kitlesi ne üre­tir­se üret­sin, siyasetteki ikiyüzlülük, üretilen değerlerin üs­tü­ne bir kat­ran dö­kü­yor, her şeyi perişan ediyor.


 


Bun­la­rın bir san­dık­tan dört oy da­ha faz­la çık­sın di­ye, çiğ­ne­me­ye­cek­le­ri il­ke yok mu?


 


 


LAİKLİK HO?GÖRÜDEN İBARET Mİ?


 


Laiklik denince tutturmuşlar bir ‘hoşgörü.’


 


Hoşgörü edebiyatıyla laiklik anlatmaya kalkanlar, sonunda kafalarını duvara çarpar.


 


Ne demek hoşgörü?


 


Hoşgörü, herkese göre başka türlü tanımlanabilecek kaypak bir kavram.


 


İkincisi, la­ik­lik ana­ya­sa­la­ra gir­me­den, Fran­sız Dev­ri­mi olmadan ön­ce dün­ya­da hoş­gö­rü yok muy­du? Bu­nun­la ne­yi izah ede­cek­si­niz?


 


Bir­bi­ri­ni­zi al­dat­ma­yın, ya­lan söy­le­me­yin.


 


La­ik­lik hiç ol­maz, hoş­gö­rü en ile­ri bo­yut­ta ola­bi­lir. Bı­ra­kın bu­nu, sa­de­de ge­lin.


 


Bir de şunu dillerine dolamışlar:


 


Laiklik, dev­let­le din iş­le­ri­nin ay­rıl­ma­sıymış...


 


Bu da ev­le­re şen­lik bir yak­la­şım­dır.


 


Bu yaklaşımın laikliği anlamada bir pa­yı ola­bi­lir ama her­ şey bu de­ğil ki...


 


İş­te Türkiye.


 


 Büyük Millet Mec­lisi or­ta­da. Neredeyse ta­ri­kat­lar kon­fe­de­ras­yo­nuna dönmüş.


 


Dün­ya ile din iş­le­ri ne­re­de ay­rıl­mış bir­bi­rin­den?


 


Türkiye’de mi?


 


Diyanet İşleri Başkanlığı’nın, namaz kıldırmaktan başka görevleri olmayan 80 küsur bin kişiye dağıttığı iki katrilyon, din ile dünya işlerinin ayrılmasının göstergesi mi?


 


Yoksa ne?


 


Laiklikle ilgili bu söylenenler, laikliği çıkmaza sokmanın ötesinde hiçbir şey kazandırmaz; kazandırmamıştır.


 


Peki, işin sadet noktası nedir?


 


Onu yarın göreceğiz.


 YAZARIN TÜM YAZILARI
   26/01/2009 - 'KÜRESEL AFETLER' KİTABI ÜSTÜNE
   23/01/2009 - HURAFEDEN KUR'AN'A
   20/01/2009 - 'DİN AMAÇ DEĞİL ARAÇTIR'
   20/01/2009 - İYİLİK VE ONUR
   20/01/2009 - RİYAKARLIK NASIL KOVULUR
   13/01/2009 - HER HALDE KARDEŞİZ
   12/01/2009 - İNSAN GERÇEĞİNDE BİRLEŞMEK
   09/01/2009 - ÇÖZÜMÜN ÜÇ IŞIĞI
   08/01/2009 - ÇÖZÜMÜN TEORİ VE EYLEM SÜRECİ
   07/01/2009 - İSLAM DÜNYASINDA SORUN TEOLOJİK
   06/01/2009 - RAHMET ZAHMETE DÖNÜŞTÜRÜLÜNCE
   05/01/2009 - RAHMETİ ZAHMETE NASIL ÇEVİRDİK
   29/12/2008 - GALİLE'YE SÖVMENİN ONURSUZ RANTI
   25/12/2008 - ÇAĞDAŞ PROMETHEUSLAR
   24/12/2008 - TÜRK SOLUNUN BÜYÜK YANILGISI VE İNADI
   23/12/2008 - DİNİ YANLIŞ OKUMANIN HÜSRANI
   22/12/2008 - GEMİ SU ALIYOR
   19/12/2008 - ILIMLI İSLAM ÜZERİNDE OYUN
   18/12/2008 - YIKILMAK İSTENEN İKİ MİRAS
   17/12/2008 - ATATÜRK'ÜN GÖZÜYLE İRTİCA
   16/12/2008 - EGEMENLİK VE İRTİCA
   15/12/2008 - HALKIN İSTEĞİNE CEVABIMDIR
   04/12/2008 - GÜVEN BUNALIMINA DİKKAT
   03/12/2008 - İŞLETİLEN AKLIN MEYVESİ: BİLİM
   02/12/2008 - AKIL VE İŞLETİLEN AKIL
   01/12/2008 - KUR'AN İRTİCADAN ŞİKAYETÇİ
   28/11/2008 - LAİKLİK KONUSUNUN SADEDİ NEDİR?
   27/11/2008 - LAİKLİK YEMİNİ VE ÖTESİ
   26/11/2008 - LAİKLİĞE İKİ KOLDAN SALDIRI
   25/11/2008 - ATATÜRK'E SALDIRININ ÖTEKİ ADI
Yazarın Sitemizdeki  Kayıtlı Toplam Yazısı : 85

Sayfa :


 1   2 -  3 -

Kampanya detayları için TIKLAYINIZ

Tasarım & Programlama SK WT © 2007 - İçerik © Copyright 2007Ulusal Ses Haber Portalı