Pazartesi , 24 Eylül 2018  
    ANA SAYFA
    Gündem                   
    Politika                   
    Dünya                      
    Ekonomi                  
    Güncel                     
    Spor                         
    Sağlık                       
    Yaşam                     
    Bilim ve Teknoloji 
    Kültür ve Sanat     
    Magazin                  
    Eğitim                      
    Kadın ve Aile        
    Yazarlar
    Söyleşi / Haber
    Video Haberler
      Künye
      İletişim
      Reklam

Haberlerde Ara



TCMB Döviz Kuru


 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 



SİTE İSTATİSTİĞİ
 BUGUN 142364  
 TOPLAM 637883586  
08.06.2007 itibariyle
YAZARLAR
Süheyla ERGÜL
Yazara E-Posta Gönder
BİR YILBAŞI GECESİ...

“Yılbaşı; sokaklarda yaşamak zorunda kalmış tüm yaratılmışların sahiplenilmesi için en büyük şans günüdür...”


 Yılın son günüydü ve dünyalı bitecek olan bir yılını daha acısı tatlısıyla anılarına yazıp uğurlamaya hazırlanırken bir yandan da yepyeni umutlarla gerçekleşeceğine inandığı dileklerini gelecek yeni yıl için içten içten sıralıyordu. Geriye sayım, hem geçmiş hem de gelecek yeni yıl için çoktan başlamıştı.


 Kimileri, inançlarında olmadığı için böyle bir günün kutlanmamasını savunurken, kimileri de onlara yanıt verip bunun “yeni bir günün başlangıcı gibi algılanması gerektiğini” savunuyordu. Bu bitmez tükenmez lafazanlıklar sürerken birileri de; “sokaklardaki, aç-açık, yaşlı-çocuk, kedi-köpek ayırmaksızın yeni bir yılın başlamasına saatler kala onlara güzel bir gelecek yıl için Yüce Yaratan’ın yaratılmışları olarak karınca kaderince yardım için köhne sokak harabelerinde, metruk binalarda, yardıma gereksinimi olan canlı arıyorlardı. Aslında yeni yılı en iyi ve en anlamlı şekilde kutlayacak olanlar da onlardan başkaları değildi.


 Seda ve Selim çifti, yılbaşını bu şekilde kutlamak için saatlerdir cadde cadde, sokak sokak geziyor, sahipsiz, yardıma gerçekten gereksinimi olan yaratılmış arıyorlardı.


 Bir ara ıraklardan duygu yüklü türkü söyleyen bir çocuk sesi duydular; sese doğru ilerlediler. Bellekleri dağlayan bu ses, gece karanlığının en yoğun olduğu metruk bir semtin yıkık viran kulübelerinden birinden geliyordu. El feneri ile sesin geldiği binaya iyice yaklaşan genç çift yırtık, kirli, lime lime dökülen eski bir battaniyeye sarılmış, soğuktan korunmaya çalışan 4-5 yaşlarında bir çocuk görünce şok geçirdiler. Soğuktan tir tir titreyen zayıf, çelimsiz çocuk korkulu gözlerle onlara bakıyor, bir yandan da sürüne sürüne duvarın dibine doğru iyice sokuluyordu... Türküsünün coşkusunu, korkusunun girdabında soluk alıp veren bir minicik yürek çarpıntısı almıştı.


 Genç kadın: “Biz dostuz...Sakın bizden korkma... biz seninle arkadaş olmaya geldik. Bizim de kalacak yerimiz yok, bize yanında kalmamız için bir yer verir bizi konuk kabul eder misin?” diye sorunca çocuk biraz rahatlamış ama şaşkınlığı daha da artmıştı... Üstü başı düzgün bu insanların burada ne işi olabilirdi?


 Çocuk, buyurun dercesine yanında yer gösterdi. Genç çift, ellerindeki fenerle çocuğun yüzünü daha yakından görmek için yaklaştıklarında yüzü gözü kir içinde olmasına karşın çok güzel bir erkek çocukla göz göze geldiler. Genç kadın çocuğun yanaklarına içten birer buse kondurmuş sonrada çocuğu tam bağrına basmıştı ki; hızla yanlarına gelen önce bir köpeğin havlama hemen ardından bir kedinin miyavlama sesi ile irkildiler. Çocuğa kalkan olmak, gelenlerden onu korumak için verdikleri tepki genç çiftin birkaç adım geri çekilmesine neden olsa da üçünün dost olduğunu anladıkları anda verilen tepkilere hayran hayran kalmışlardı. Çocuk, hemen devreye girdi ve kader birliği yaptığı arkadaşlarına onların dost olduğunu söyledi. Köpek ve kedi çocuğun kucağına oturup olacakları merakla beklemeye başladılar.


 Genç kadın: “Biz dostuz...Sizinle tanışmaya geldik, bu eşim ... “ der demez köpek ve kedi hızla çocuğun kucağından ıraklaşıp biraz önce geldikleri yöne doğru gittiler ve birkaç dakika sonrada gittikleri yerden gerisin geri geldiler. Köpeğin ağzında etli kocaman bir hindi budu, kedinin ağzında ise tümden lop bir tavuk eti vardı. Getirdiklerini, “Biz dostuz..” diyen kadının önüne koydular. İkramlarıydı... Çocuk yarım yamalak anlattı: “Biz üçümüz burada yaşıyoruz. Bugün yılbaşıymış. Öyle duyduk ama ne olduğunu bilmiyoruz. Yalnız her evde et var. Bizimkiler de bulduklarını getirdiler birlikte yiyecektik, siz de buyurun” dedi.


 Kadın fazla dayanamadı, göz pınarlarından akan yaşlarla hepsine sarıldı ve “Yeni bir yıl yeni bir umuttur haydi hep birlikte yeni evinize gidiyoruz” dedi. Eşi arabayı yanlarına kadar getirdi. Araba sıcacıktı. Üşüyen yumuk ellerin ısınması için kadın aracın kaloriferinin daha çok yanması için eşini uyardı. Araba hareket etmeden önce köpek ile kedi kapıyı tırmalamaya başladılar. Kadın kapıyı açtı ve ikisi birden atlayıp biraz önce getirdikleri kemik ile eti aldılar. Yeni eve kendilerince elleri boş gitmek istemiyorlardı.


 Yıllar yılları izledi. Aradan tam 13 yıl geçti... İşte yine bir yılbaşı gecesiydi ve masada beş kişilik aile yeni yılı kutlamak için yerlerine oturmuş, herkesin gözü kulağı evin annesindeydi. Özellikle çocuk son derece merak içinde ve heyecan yüklüydü. Çünkü; kendisine çok önemli bir şeyin açıklanacağının vaat edildiği tarih gelmişti.


 Anne söze başladı: “Uğurum, canım yavrum... 13 mutlu yıl nasılda çabucak geçti. Sen ve adlarını ‘Köpekçik, Kedicik’ koyduğun can dostlarımız ile birlikte beş kişilik mutlu bir aile olduk. Bugün 18 yaşındasın ve sana verdiğim sözü tutuyor, önemli açıklamayı yapıyorum: “Sen, sokaklarda kaderine terkedilmiş çile dolu bir yükün altında ezildiğin dönemlerinde biz yanına geldiğimiz anda sana ilk olarak ‘anneni babanı tanıyor musun’ demiştim. Sen de, sokak çocuğu olduğunu, hiçbirisini tanımadığını, kimsenin seni sahiplenmediğini, zaman zaman birilerinin yiyecek getirip önüne bırakıp gittiğini, hiç kimsenin yetkili bir kuruma, kuruluşa haber vermediğini, kedicik ve köpekçiğinle o viran ıssız yerlerde yaşadığını vb. söylemiştin. Bu sözlerinin hemen ardından biz de sana kendimizi annen ve baban olarak tanıtmış, bin bir yalan uydurarak senin kaçırıldığını ama bizim yıllardır seni aradığımızı belirtmiş, sana duyurmaksızın resmi işlemleri yürütüp senin gerçekten hiç kimsen olmadığını öğrenince nüfusumuza geçirip oğlumuz olarak tescil ettirmiştik. Sonsuza dek de öyle kalacak...Yani canım oğlum; biz senin öz annen ve baban değiliz...Ama asıl sır bu değil canım yavrum, asıl sır; ne ben ne de baban öz anne ve babamızı asla görmedik, tanımadık. Biz de sokaklarda büyüdük...Birlikte acıları yudumladık...Bizim gerçek dostlarımız da senin dostların gibi kedicik ve köpekçiklerdi. Uğur, gözlerinden dökülen yaşları gizlemeye çalıştı ama başaramadı hıçkırarak ağlıyordu...Önce annesi, ardından babası ve Köpekçik ile kedicik de ağlıyordu.


 “Biz, sokakların kader melekleriyiz” dedi kadın ve ekledi: Biz, alnımız açık başımız dik kendi yağı ile kavrulan yaratılmışlarız...”


 Uğur birden annesinin sözünü kesti ve ayağa kalktı mutlulukla: “Anne, baba, sevgili Kedicik ve Köpekçiğim; bugün yeni yıla evde değil dışarıda girelim istiyorum... ‘Mutluluklar Noktası’ diye bir yer biliyorum, birlikte orada kutlayalım mı ne dersiniz?”


 Yanıt olumluydu.


 Uğur onları aracıyla 13 yıl önceki barındıkları metruk binaya getirdi. Kedicik ve Köpekciğine: “Eyvahh...yiyecek bir şeyler almayı unuttuk ama olsun bugün yılbaşı ve mutlak et, kemik bulabileceğiniz çok ev var, haydi aslanlarım göreve” dedi.


 Orada dans etmeye, şarkılar söylemeye başladılar. Saatler ilerledikçe oradan geçenler, önce yadırgayan gözlerle bakıyor sonra “Neden olmasın?” diye araçlarının ışıklarını yakıp, şenliğe eşlik etmek için yanlarına geliyorlardı. Kalabalıklar öylesine artmıştı ki, kısa sürede herkes dost ve arkadaş olmuş çeşitli konularda tartışma bile yapar konuma gelmişlerdi. Çevredeki kedicik ve köpekçiklerin de keyifleri yerindeydi, pek çok araba sahibinin yanında mamalar vardı bol bol ikram ediyorlardı.


 Bir ara söz alan birisi: “Yılbaşı nedir bilen var mı?” diye sordu. Uğur yanına yaklaştı ve: “Yılbaşı; sokaklarda yaşamak zorunda kalmış tüm yaratılmışların sahiplenilmesi için en büyük şans günüdür...” dedi.


 İşte o günden sonra binlerce insan o terkedilmiş viran semtte yeni yılı kutlamaya başladı.


 Neresi mi bu semt?


 Fark eder mi? Yeter ki siz sahiplenmek için sevgi dolu kesin kararınızla dalın sokak aralarına semti mutlaka göreceksiniz!


 Süheyla ERGÜL


 


 YAZARIN TÜM YAZILARI
   10/11/2017 - UMUDUNUZU YİTİRMEYİN...
   05/11/2017 - MÜŞTERİ MEMNUNİYETİ...
   29/10/2017 - NİCE 94. YILLARA...
   16/06/2016 - DİN VE LAİKLİK(2) ...
   21/05/2016 - BU DÜNYADA AYŞE FIRAT'TA VAR...
   07/05/2016 - ANALARIN BAĞRI!..
   08/04/2016 - TERÖR ADIN KALLEŞ OLSUN!..
   09/03/2016 - HÜZÜNDEN ARINMAK!..
   30/12/2015 - BİR YILBAŞI GECESİ...
   29/10/2015 - ADINI CUMHURİYET KOYDULAR...
   30/08/2015 - KUTLU OLSUN...
   23/08/2015 - BİR ŞEY EKSİK AMA NE?
   12/08/2015 - DÖRT YILDA 9167 ŞEHİT VERMİŞTİK!..
   19/05/2015 - ÖNCE RÜZGARLAR FISILDAŞTI...
   23/04/2015 - O YILLAR...
   17/04/2015 - OYUNUZA TALİBİM DÖNEMİ ...
   12/04/2015 - TAN YERİ AĞARIRKEN SİYASAL PARTİLER...
   04/04/2015 - GÖREN VAR GÖRMEYEN VAR...
   18/03/2015 - SÜHEYLA ERGÜL ÇİZDİ...
   17/02/2015 - ÖZGECAN ASLAN'LARIN ANISINA...
   06/12/2014 - SEMA AKDENİZ VE ARKADAŞLARI...
   29/10/2014 - ÖZLEDİK...
   26/10/2014 - BİR TUTKUYDU RÖNESANS-(22) ...
   25/10/2014 - BİR TUTKUYDU RÖNESANS-(21) ...
   24/10/2014 - BİR TUTKUYDU RÖNESANS-(20)...
   22/10/2014 - BİR TUTKUYDU RÖNESANS-(19)...
   21/10/2014 - BİR TUTKUYDU RÖNESANS-(18)...
   19/10/2014 - BİR TUTKUYDU RÖNESANS-(17) ...
   17/10/2014 - BİR TUTKUYDU RÖNESANS-(16) ...
   15/10/2014 - BİR TUTKUYDU RÖNESANS-(15)
Yazarın Sitemizdeki  Kayıtlı Toplam Yazısı : 386

Sayfa :


 1   2 -  3 -  4 -  5 -  6 -  7 -  8 -  9 -  10 -  11 -  12 -  13 -

Kampanya detayları için TIKLAYINIZ

Tasarım & Programlama SK WT © 2007 - İçerik © Copyright 2007Ulusal Ses Haber Portalı