Cumartesi , 21 Temmuz 2018  
    ANA SAYFA
    Gündem                   
    Politika                   
    Dünya                      
    Ekonomi                  
    Güncel                     
    Spor                         
    Sağlık                       
    Yaşam                     
    Bilim ve Teknoloji 
    Kültür ve Sanat     
    Magazin                  
    Eğitim                      
    Kadın ve Aile        
    Yazarlar
    Söyleşi / Haber
    Video Haberler
      Künye
      İletişim
      Reklam

Haberlerde Ara



TCMB Döviz Kuru


 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 



SİTE İSTATİSTİĞİ
 BUGUN 169040  
 TOPLAM 623524553  
08.06.2007 itibariyle
YAZARLAR
Prof. Dr.Özer OZANKAYA
Yazara E-Posta Gönder
YENİ KUŞAKLARI LAİK DÜŞÜNÜŞLE YETİŞTİRMEK, DEMOKRATİK MEŞRULUĞUN ZORUNLU GEREĞİDİR!

AKP Genel Başkanı'nın   "İktidar partisi olarak dindar kuşaklar (kendisi
'nesiller' diyor) yetiştirmek" amacında olduklarını ilan ettiği hafta,
demokrasinin   özü  olan laiklik ilkesinin Anayasa'da yerini alışının 75.
yıldönümüne  rastlıyordu!

5 ?ubat 1937'de Atatürkçü Düşünce Dizgesini simgeleyen   Altı İlke, başka
deyişle Altı Ok, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında Cumhuriyetin temel
nitelikleri olarak yer almıştır.


"Demokrasinin özü" olan   laikliğin de arasında yer aldığı bu ilkelerin her
biri öbürü için zorunlu olan  bir bütünlük oluşturmaktadır.   Bu bütünlüğe
Atatürkçü Düşünce Dizgesi ya da Atatürkçü Uygarlık Tasarımı    diyebiliriz
kanısındayım. Çünkü insanlığın bugüne değin denediği dinsel, kapitalist ve
sosyalist uygarlık tasarımlarına oranla   demokrasi  ilke ve değerlerini çok
daha tutarlı ve doğru biçimde gerçekleştirebilme özelliğindedir. Ve yalnız
düşünsel düzlemde kalmamış,      uygulanabilirliğini  de kanıtlamış olan bir
düşünce dizgesidir.

ATATÜRKÇÜ UYGARLIK TASARIMININ MOTOR GÜCÜ: ULUSAL EGEMENLİK!

Atatürkçü Düşünce, demokrasinin, yani ulus egemenliği düzeninin ancak
laiklik eşliğinde  gerçekleşebileceği gözlemine dayalıdır. Laikliği, "din
kılıfı altında demokrasiyi engellemek niyetlerine   fırsat vermeyen bir
devlet, toplum   ve insan anlayışı" olarak  tanımlar.

Bu özelliği ile laiklik, yalnız devlet kurumuyla, yani siyasal erkin
belirlenip kullanılması alanıyla sınırlı bir ilke değildir. Aile, eğitim,
ekonomi, üstün değerler, yani ahlak, sanat,   felsefi inançlar     gibi
toplum yaşamının tüm temel alanlarının demokratik nitelikte olmasının
zorunlu gereğidir.

Toplumsal yapıyı oluşturan bu temel ögeler biribirleriyle karşılıklı
etkileşim içinde olduklarından, örneğin eğitim laik nitelikte olmazsa, yani
AKP Genel Başkanı'nın ilan ettiği üzere hükümetler    "dindar" dedikleri
kuşaklar yetiştirmeğe  kalkışırlarsa, devlet de laik olamaz; devlet laik
nitelikte olmazsa aile düzeni de laik olamaz; ekonomi de laik ilkelere göre
işlemez;   ahlak , sanat ve değerler dizgesi de laik ölçülerden uzak kalır;
yontular parçalanır, tiyatro ve sinema ürünleri yasaklanır, sansürlenir,
kitaplar yakılır, yasaklanır. Yani tüm toplumsal yaşam, demokrasi dışı bir
baskıcı yönetim altına girer.

 

Demek oluyor ki laiklik, yalnız siyasal değil, bütünüyle bir toplumsal
düzenin adıdır. Laik toplumsal düzen, kamusal yaşamın, yani tüm yurttaşların
eşit   olarak düzenlenişine katılma  hakkına sahip oldukları yaşam
alanlarının hiçbir kutsal, yani tartışma ve eleştiriye kapalı   kurala
dayandırılmaması, toplumsal düzenin her yönünün her yurttaş tarafından, her
gün, yeniden yeniye irdelenip eleştirilebilmesi, değişiklik önerilerinde
bulunulabilmesi      demektir.

 

Türk Devrimi, aynı zamanda bu ulusal egemenlik ve laiklik düzeninin İslam
dininin   özüyle çelişmek şöyle dursun,

 

a)  peygamberliğe, yani insan-üstü önderliğe son veren,

b)   bunun yanında    din-adamı sınıfına ve kilise benzeri bir
tapınağa de yer vermeyen,

c)  her bireyi "düşünür" olmaya hem yeterli, hem de bununla
yükümlü sayan

o öze tam da uygun olduğunu kanıtlamakla, gerçekte bütün İslam dünyasına ve
böylece tüm insanlığa çok kalıcı bir  katkıda bulunmuştur.

 

Cumhuriyet,   Yunus Emre'nin:

"?eriatle  gerçeğin  niteliğini söyleyim:

?erait bir gemidir, gerçekse denizidir;

Ne denli sağlam olsa geminin tahtaları,

Ona dalga vurdukça, aşınıp gidesidir."

 

dizelerinde dile gelen ve Hz. Muhammed'in bir çok uyarısında olduğu gibi,
"Ümmetim dünya işlerini benden iyi bilir" işaretinde de açıkça vurgulanan
İslam dininin gelişmeye açık  dinamiğini  yaşama geçirmekteydi.

İşte İslam dinine bu yücelme yolunu açan laik devlet ve laik toplum ilkesi,
5 ?ubat 1937'de    Anayasa'da yerini almıştır.   Bu ilkeden 1946'dan sonra
adım adım  uzaklaşılmasaydı,   İslam dininin ve Müslüman kitlelerin
dünyanın en ileri ulusları arasında yer alması  sağlanacak,  bugünkü   gibi
cahillik, gerilik, teröristlik, baskıcılık ve ilkellik suçlamalarına
uğramasına  hiç mi hiç ortam oluşmayacak, oluşturulamayacaktı.

Laiklik  ilkesinin ve onun güvenceleri olan     3 Mart 1924 günlü üç yasanın
değiştirilmesinin     önerilmesi  bile, insan haklarına, yani demokrasi
düzenine tümden karşıtlık anlamına gelir ve  demokratik meşruluğu yitirmek
sonucunu verir.

 

Söz konusu üç   yasa:
1- Halifeliği  kaldıran yasa

2-  ?er'iye ve Evkaf Vekâleti  ile Erkân-ı Harbiye Vekâletini (Din
İşleri ve Vakıflar Bakanlığı ile Genel Kurmay Bakanlığı'nı) kaldıran yasa

3- Eğitim ve Öğretimi  BirleştirenYasa'dır.

İlk iki yasanın gerekçesi, "egemenliğin kısıtsız ve koşulsuz ulusa ait
olması" ilkesidir.

Ulusal egemenlik düzenine  karşı en önemli ve en tehlikeli engeller ve
aykırı davranışlar (ihlaller), günümüze değin hep din adına yapılmış, dinsel
baskıcılık biçiminde belirmiştir. Çünkü yönetim erkinin ulusa ait olmadığı
düzende yöneticiler meşruluklarını dinden, başka deyişle göksel kaynaktan
aldıklarını öne sürer, buna dayanarak da uyruklaştırdıkları toplum
bireylerinden  sorgusuz-eleştirirsiz başeğme beklerler.

Osmanlı halife-sultanının kendisini Tanrının gölgesi ve pegamberin vekili
saydığını biliyoruz.

Cumhuriyetimizin kuruluşundanberi ulusa egemenlik hakkını tanımamakta
direnenlerin, hem kendi yetkisini dinsel kaynaktan aldığını öne süren, hem
de cumhuriyete karşıtlığını dinsel gerekçelere dayandırmak isteyen saltanat
mensupları ve yandaşları  ile tarikatlar, şeyhler, medrese hocaları ve
müridleri, ağalar, al-satçı sermayedarlar .. ve onların siyasal temsilcileri
olduğunu da biliyoruz.

 

Demokratik düzende, kendisini Tanrı'nın gölgesi, peygamberin vekili olarak
gösteren, toplum düzenini düzenleyip   yürütecek     yasa, tüzük ve
yönetmeliklerin "Tanrının muradı" diye öne sürdüğü biçimde yapılmasını
dayatmak erkiyle donanmış   Halifelik gibi bir kuruluşa yer olamayacağı
açıktır.

İkinci yasanın bir başka açıdan gerekçesi, ortak yaşam alanlarının din dahil
her türlü dogmatik görüş ve inancın baskısından kurtarılıp özgür kılınması,
her bireyin eşit insanlar olarak toplum yaşamının biçimlenişinde söz sahibi
olmasıdır.

Bunun doğal bir gereği olmak üzere,  demokratik bir düzende meşru yerleri
bulunmayan   tarikatçılık, şeyhlik, dervişlik, çelebilik, müritlik, ... gibi
örgütlenmeler ve sanlar, 30 Kasım 1925 gün ve 677 sayılı yasa ile
kaldırılmışlardır. Bu saptamanın önemi büyüktür ve  iyi anlaşılması gerekir:

a)  Bilindiği gibi demokratik düzende dernekler, 18 yaşını
doldurmuş ergin yurttaşların, özgür istençleriyle katılıp ayrıldıkları
örgütlerdir. Tarikatların ve son yıllarda tarikat sözcüğü yerine kullanılan
"cemaat"lerin ise,  3-5 yaşından başlayarak ulus bireylerini  uyruklaştırma
yerleri olduğu bilinmektedir.
b)  Derneklerin yöneticileri  üyelerin özgür oylarıyla ve belli
süreler için seçilir, görev süreleri boyunca üyelerce özgürce denetlenir,
eleştirilir ve değiştirilirler. Tarikat denilen ortaçağcıl kurumların
başlarına geçenlerin   ise, "baba  ya da   dededen  el aldıklarını", "kalp
gözüyle Tanrı'yı görmek       gibi insanüstü niteliklere sahip olduklarını"
öne sürerek    yerlerini yaşam boyu korudukları  gibi,     çocuklarına ya da
dilediklerine de aktarabilen, etkisi altına girenlere hiçbir eleştiri
özgürlüğü    tanımayan, bu etkilerini siyasal   alanda da kullanan
"keramet"i kendinden ileri gelen kişiler olduğu bilinmektedir.   Böyle
kişilere ulus çocuklarını ve genellikle yurttaşları edilginleştirici
etkinliklerde bulunma fırsatı tanınmasının     ulusal egemenlik düzenine
taban tabana aykırı olduğu açıktır.



 c) Derneklerin mal varlıkları ve gelir kaynakları ile bunların
harcanma yol ve alanları cumhuriyet savcısının denetimi altındadır.
Tarikatlar için bu da söz konusu değildir.

Üçüncü yasanın gerekçesi de, yetişen kuşakların ve genel olarak yurttaşların
demokrasi düzenine uygun bir eğitim ve öğretim görmeleri, böylece
demokrasinin en kalıcı ve sağlam güvencesine kavuşturulmasıdır.

Laiklik ilkesinin Anayasa güvencesine alınışının 76. Yıldönümünde dile
getirilen "dindar kuşaklar yetiştirmek" anlayışı,  ulus çocuklarını
demokrasi kültürü ve bilimsel düşünüş eğitiminden yoksun tutma siyasetinin
açıkça ilan edilmesi anlamına gelmektedir.

Bu siyasetin en büyük zararının İslam dinine ve müslüman kitlelere verdiğini
bir kez daha vurgulayalım.

5 ?ubat Laiklik Bayramında, Türkiye Cumhuriyeti'nin   demokratik meşruluk
temellerine saygısı olan siyaset ve yönetim insanlarını, Cumhuriyetimizin
kurucusu Atatürk'ün aşağıdaki demokrasi çağrılarını kafalarında ve
vicdanlarında tartıp, yeni kuşaklara ve genellikle ulusumuza bu çağrılara
uygun bir düşünce ve değerler ortamı  sağlayacak  biçimde davranma
ödevlerini hatırlatıyoruz:

"Ne yazık ki yer yüzündeki yüzmilyonlarca Müslüman kitleleri, şunun ya da
bunun tutsaklık ve aşağılayıcılık zincirleri altındadır. ALDIKLARI MANEVİ
E?İTİM VE AHLAK, ONLARA BU TUTSAKLIK ZİNCİRLERİNİ KIRACAK İNSANLIK
NİTELİ?İNİ VERMEMİ?TİR, VEREMİYOR. ÇÜNKÜ E?İTİMLERİNİN HEDEFİ ULUSAL
DE?İLDİR."
...

"Efendiler, yaptığımız ve yapmakta olduğumuz devrimlerin amacı, Türkiye
Cumhuriyeti halkını tümden çağdaş ve bütün anlam ve biçimleriyle uygar bir
toplum durumuna ulaştırmaktır. .. ?imdiye değin ulusun kafasını paslandıran,
uyuşturan düşünüşte bulunanlar olmuştur.

.. Bugün bilimin, tekniğin, bütün kapsamıyla uygarlığın saçtığı ışıklar
karşısında filan ya da falan şeyhin uyarılarıyla maddi ve manevi mutluluğu
arayacak ölçüde ilkel insanların Türkiye uygar topluluğunda varlığını hiç
kabul etmiyorum.

Bir takım şeyhlerin, dedelerin, ... babaların, emirlerin arkasından
sürüklenen ve  talihlerini,  yaşamlarını falcıların, büyücülerin,
üfürükçülerin, muskacıların ellerine bırakan insanlardan oluşmuş bir
topluluk, uygar bir  ulus olarak görülebilir mi?
...


Bir ulus ki resim yapmaz, bir ulus ki yontu yapmaz, bir ulus ki tekniğin
gerektirdiği şeyleri yapmaz; itiraf etmeli ki o ulusun ilerleme yolunda yeri
yoktur.
Oysa bizim ulusumuz, gerçek nitelikleriyle ilerlemeye lâyıktır ve
olacaktır."

Laik Türkiye Cumhuriyeti'ni  ve bu temel üzerinde çağdaş Türk toplumunu
yükselten Atatürk'ü en içten saygı ve gönülborcu duygularıyla anarken, Türk
ulusunun da, tüm müslüman ülkelerin de, tüm insanlığın da özgürlüğü, ulusal
bağımsızlığı, barışı,  güvenlik ve gönencinin ancak laik bir devlet ve
toplum düzeninde  sağlanabileceğini, bunu engelleyen etkenin iç ve dış
sömürgecilik olduğu    gerçeğini bir kez daha vurguluyoruz.

Prof. Dr. Özer Ozankaya

 

KAYNAK: Özer Ozankaya, "TÜRKİYE'DE LAİKLİK" CEM Yay.

 YAZARIN TÜM YAZILARI
   29/12/2013 - 27 ARALIK 1919’UN ÇAĞ AÇICI ANLAMI!..
   07/12/2013 - CEMAAT-TARİKAT ÖRGÜTLENMESİNİN DEMOKRASİDE MEŞRU YERİ OLMADIĞI KAMUOYUNA MAL EDİLMELİDİR!
   10/11/2013 - CUMHURİYET’İN 90. YILDÖNÜMÜNDE ATATÜRK’TEN “ÖZGÜRLÜK” DERSİ!
   24/10/2013 - TÜRK OLMANIN KIVANCINI ANLATAN ANDI KALDIRMAK!..
   03/10/2013 - Q, W, X ALDATMACASI!..
   30/09/2013 - ÇILGIN DEĞİL BİLGE!...
   25/09/2013 - 81. DİL BAYRAMIMIZ KUTLU OLSUN!..
   09/09/2013 - SÖMÜRGECİ BOP VE MAŞASI PKK!..
   30/08/2013 - KURTULUŞ ARAYIŞINDA OLAN HERKESE ATATÜRK’TEN YAŞAMSAL DERS!..
   20/07/2013 - LAİK OLMAYAN SİYASET, “DEMOKRATİK” OLAMAZ!..
   01/06/2013 - "MUNAFIK"IN VE "AYYAŞ"IN TANIMI!
   07/03/2013 - ÇOK KORKUNÇ, ÇOK ÜZÜCÜ,ÇOK ŞAŞIRTICI DURUM!..
   28/02/2013 - ATATÜRK'ÜN ULUSUNA UYARISI!..
   15/02/2013 - "PADİŞAHLIK ÖZENTİSİ" ALDATMALARI!..
   08/02/2013 - TÜRKİYE'Yİ YIKMA PROJESİNİ KAYIKÇI KAVGALARI İLE GÖZDEN KAÇIRMA OYUNU SÜRÜYOR!..
   04/02/2013 - YENİ KUŞAKLARI LAİK DÜŞÜNÜŞLE YETİŞTİRMEK, DEMOKRATİK MEŞRULUĞUN ZORUNLU GEREĞİDİR!
   15/01/2013 - CHP YÖNETİMİNİN İVEDİ ÖDEVİ!..
   13/01/2013 - ZÜBEYDE HANIM'IN 90. ÖLÜM YILDÖNÜMÜNDE ATATÜRK’ÜN ANNESİNE VE TÜRK KADININA İLİŞKİN DEĞERLENDİRMELERİ!..
   08/01/2013 - SİYASET, İLETİŞİM VE BİLİM KURUMLARI TÜRK ULUSUNU “SAHİPSİZ” BIRAKIYOR!
   28/10/2012 - 29 EKİM’LER İÇİN CHP’YE VE SANAT-DÜŞÜN-BİLİM İNSANLARIMIZA DÜŞEN EN İVEDİ ÖDEV!
   09/10/2012 - SÖYLEV BİR TOPLUMBİLİM KLASİĞİDİR!..
   13/09/2012 - TÜRK DEVRİMİNİN 13 EYLÜL ATILIMLARI
   11/09/2012 - DEVRİMİNİN 9 EYLÜL ATILIMLARI
   25/08/2012 - 4 EYLÜL 1919 ve 30 AĞUSTOS 1922’NİN EVRENSEL VE GÜNCEL DEĞERİ!
   17/08/2012 - CHP DÖNÜM NOKTASINDA!..
   05/08/2012 - ÜLKÜ ADATEPE: CUMHURİYET'İN ÇOCUĞA, ÖZELLİKLE KIZ ÇOCUĞUNA SEVGİ VE SAYGISININ SİMGESİ!
   08/07/2012 - TÜRKİYE'Yİ BÖLME ÖNERİSİ!..
   06/03/2012 - GENÇLİĞE “KİN” ÇAĞRISI YAPMAK!..
   15/02/2012 - ATATÜRK'ÜN NUTUK/SÖYLEV'İNİN BOP SALDIRISINA KARŞI KURTARICI DEĞERİ!
   05/02/2012 - GÖREVİNİ YAPMAYAN KURUMLAR, KENDİ YIKIMLARINI HAZIRLARLAR!
Yazarın Sitemizdeki  Kayıtlı Toplam Yazısı : 173

Sayfa :


 1   2 -  3 -  4 -  5 -  6 -

Kampanya detayları için TIKLAYINIZ

Tasarım & Programlama SK WT © 2007 - İçerik © Copyright 2007Ulusal Ses Haber Portalı