Pazar , 22 Temmuz 2018  
    ANA SAYFA
    Gündem                   
    Politika                   
    Dünya                      
    Ekonomi                  
    Güncel                     
    Spor                         
    Sağlık                       
    Yaşam                     
    Bilim ve Teknoloji 
    Kültür ve Sanat     
    Magazin                  
    Eğitim                      
    Kadın ve Aile        
    Yazarlar
    Söyleşi / Haber
    Video Haberler
      Künye
      İletişim
      Reklam

Haberlerde Ara



TCMB Döviz Kuru


 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 



SİTE İSTATİSTİĞİ
 BUGUN 37948  
 TOPLAM 623572796  
08.06.2007 itibariyle
YAZARLAR
Prof. Dr.Zekeriya BEYAZ
Yazara E-Posta Gönder
BASINI BİRLİKTE BOĞALIM ÇAĞRISI

Basını boğmak demokrasiyi öldürmektir


Üzülerek ifade edelim ki, Türkiye'de kötü ve de tehlikeli şeyler oluyor. En önemlisi de bu kötü ve tehlikeli şeyler belli kişiler ve belirli olaylarla sınırlı değildir. Aksine ülkemizi ve halkımızı bütün halinde ilgilendirmektedir. Çünkü söz konusu kötü ve tehlikeli şeyler basın yayın özgürlüğüne yönelik kötülüklerdir. Bu olay Türk milleti için de, Türkiye için de büyük tehlikeler içermektedir...


Çünkü basın özgürlüğü demokrasinin olmazsa olmaz şartlarındandır. Basın özgürlüğünün öldürüldüğü yerde demokrasinin sağ kalması beklenemez. Basını boğmak demokrasiyi öldürmek demektir. Demokrasinin öldürülmesi ise, despotizmin, zulmün ve felaketlerin boy salması demektir...


Evet, Türkiye'de basını boğma girişimleri açık seçik ilan ediliyor, hem de ülkenin Başbakanı tarafından...


Ava giden avlanır örneğinde olduğu gibi, bazı büyük tehlikeli işlere teşebbüs edenler, bizzat kendileri büyük tehlikelere maruz kalabilirler. Basın yayın özgürlüğünü boğarak demokrasiyi öldürmeye yeltenenleri, bizzat demokrasinin saf dışı bırakması birçok örneklerle ispatlanmış bulunuyor...


Başbakan kendisine yakışanı yapmalıydı.


Almanya'da Deniz Feneri Derneği'nin büyük yolsuzlukları olduğu Alman Mahkemelerinin araştırma, inceleme ve sonuçta kararları ile sabit olmuştur. Bu yolsuzlukların ve suç ortaklarının, asıl elebaşılarının Türkiye'de bulunduğu bizzat Alman hakim ve savcıları tarafından ifade edilmiştir...


İşte bu konu basına yansıdığı zaman sayın Başbakana düşen ve yakışan iş şuydu :


"Türkiye'de Almanya'daki Deniz Feneri Derneği yolsuzluğuna bulaşan varsa, kim olursa olsun, adaletin önüne çıkarılmalılar. Varsa suçları cezalarını görmeliler. Suçları yok ise de, aklanmalı ve gereksiz suçlamalardan kurtulmalıdırlar. Biz Hükümet olarak hukukun, hak ve adaletin yerini bulması için elimizden gelen her türlü kanuni ve idari desteği vermeye hazırız ve de gerekli işlemlere başlamış bulunuyoruz..." demeliydiler...


Evet sayın Başbakan bu türlü bir açıklama yaparak hem kendilerini, hem de kamuoyunu rahatlatmalıydılar. Eğer kendileri için bir haksız suçlama yapılıyor idiyse, ona karşı da gayet sakin ve kendinden emin bir tavır ile onu da yalanlamalıydılar...


Başbakan suçlulara değil, onları yazanlara saldırdı…


Ama, üzülerek hep birlikte izledik ki, sayın Başbakan, böyle kendisine yakışan biçimde davranmadı. Aksine, olayı yazan basın gurubuna telaşla ağır biçimde saldırdı. Biz vatandaş olarak "olabilir, sayın Başbakan çok üzülmüşler ve belki de bir sinirli zamanına rast gelmiştir, ondan dolayı böyle ağır bir saldırıda bulunmuştur" dedik...


Ne acıdır ki, sayın Başbakan ilk saldırıyı takip eden günlerde de devam ettiler ve on günü aşkın bir süre Almanya'daki Deniz Feneri yolsuzluğunu yazan Doğan Gurubu'na ve Gurubun sahibi sayın Aydın Doğan'a hakaret dolu saldırılarını sürdürdüler.


Kısacası sayın Başbakan Deniz Feneri yolsuzluğunu yapanlara değil de, onları yazanlara ve ekranlarda anlatanlara saldırmışlardır.


Bütün bu konuşmaları dinleyen ve olayları izleyen herkes gibi, bizim de zihnimizde şöyle sorular uyandı :


Sayın Başbakan suçluları neden koruma telaşı içine giriyorlar. İoksa kendilerini ilgilendiren bir tarafı mı var ?


Basını birlikte boğalım çağrısı


Sayın Başbakan, masum insanlardan fakirlere dağıtmak üzere topladıkları on milyonlarca Euro'yu özel menfaatlerine kullanarak yolsuzluk yapanlara ağır sözler söylemesi yerine, onu yazanlara günlerce ağır saldırılar yaptılar...


Bununla da yetinmeyerek, Deniz Feneri yolsuzluğunu yazan gazeteleri evlerimize sokmayalım, onlara ambargo koyalım diye parti mensuplarına çağrıda bulundular. Bir diğer ifade ile sayın başbakan özgür basını birlikte boğalım diye yandaşlarını göreve çağırdılar...


Bu çağrıyı dinleyince, bir çok insan gibi biz de, şöyle düşündük :


Acaba, sayın Başbakan hür basının Deniz Feneri yolsuzluğunu yazmasını önleyemeyince, bu defa vatandaşların okumalarını ve dolayısıyla uyanmalarını önlemek için mi bu yolu seçtiler? Sonra sayın Başbakan bu yolsuzluğun duyulmasını, milletin bunu öğrenmesini neden bu kadar engellemeye çalışıyorlar? İoksa bu konunun arkasında çok daha önemli konular mı var acaba?


Kısacası sayın Başbakan yanlış yapıyorlar. Türk Milleti için de, ülke için de yanlış yapıyorlar ve bizzat kendileri için de yanlış yapıyorlar...


Unutmayalım ki, demokrasilerde özgür basını boğmaya kalkanların, sonunda kendileri de büyük zarar görürler, siyasetten tasfiye olurlar...


Umarız sayın Başbakan hatadan dönmenin fazilet olduğunu hatırlarlar...


 YAZARIN TÜM YAZILARI
   08/10/2009 - ALEVİLERE TUZAK!
   08/10/2009 - AKP KAPATILMADI YA HERKES MEMNUN!
   08/10/2009 - DARBE İDDİALARINA NE OLDU?
   08/10/2009 - BASINI BİRLİKTE BOĞALIM ÇAĞRISI
   08/10/2009 - HEM RAMAZAN HEM ŞEKER BAYRAMI
   08/10/2009 - KALP KRİZİ NASIL BİR ŞEY?
Yazarın Sitemizdeki  Kayıtlı Toplam Yazısı : 6

Sayfa :


 1 

Kampanya detayları için TIKLAYINIZ

Tasarım & Programlama SK WT © 2007 - İçerik © Copyright 2007Ulusal Ses Haber Portalı