Pazar , 23 Eylül 2018  
    ANA SAYFA
    Gündem                   
    Politika                   
    Dünya                      
    Ekonomi                  
    Güncel                     
    Spor                         
    Sağlık                       
    Yaşam                     
    Bilim ve Teknoloji 
    Kültür ve Sanat     
    Magazin                  
    Eğitim                      
    Kadın ve Aile        
    Yazarlar
    Söyleşi / Haber
    Video Haberler
      Künye
      İletişim
      Reklam

Haberlerde Ara



TCMB Döviz Kuru


 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 



SİTE İSTATİSTİĞİ
 BUGUN 124138  
 TOPLAM 637654370  
08.06.2007 itibariyle
YAZARLAR
Dr. Hikmet AYTEK
Yazara E-Posta Gönder
MİLLİ DEVLET İÇİN “ HAYIR “

Bir toplumun kendisini meydana getiren unsurlarının arasında bazı anlayış farklılıklarının olması son derece doğaldır. Devlet bu farklılıklara rağmen toplumun tüm unsurlarını ortak bir amaç ve düşünceler etrafında birleştirir. Milletin kendi adına oluşturduğu en kapsamlı organizasyon olan devlet; uygulama yapan kamu kurumlarının bütünlüğünden oluşan en üst kurumdur.



Bizde, devlet eliyle yapılan birçok uygulama ayrıştırıcı niteliğe büründürülmüş ve kamu kurumları arasındaki olması gereken bütünselliğin var olmadığı açıkça görülmektedir. Milleti unsurları ve devletin kurumlarının arasında milli gücümüzü zayıflatan bir çatışmanın artarak sürdüğü yaygın bir kanaat haline gelmiştir.



Ülkemizde, vatanın birliği ve bölünmezliği Devlet adına hareket edenlerin “Açılım” Adını verdikleri politikalar ile tehlikeye düşmüştür. Diyarbakır’ın dokunulmazlık zırhına büründürülmüş belediye başkanı, Osman Baydemir Özerk Kürt vatanından, Kürdistan bayrağını çekmekten ve Anayasal üniter yapıya inat federasyondan bahsedebilmektedir.



Devletin varlığı için milleti meydana getiren toplumsal yapıda bir örgütlenmenin olması gerekir. Bu örgütlenmenin temel öğeleri; belirli bir toprak, belirli bir nüfus ve bir yönetim şeklidir. Diğer bir deyişle; Devletten söz edebilmek için, Milleti millet adına yönetenler ile yönetilen milletin arasında yöneten-yönetilen ilişkisinin olması ve bu ilişkinin bir mekân yani vatan üzerinde sürdürülmesi gerekmektedir. Ayrıca devletin kurumunun üzerinde başka hiçbir gücün ve kuvvetin bulunmaması gerekir.



Birçok mazlum millet; BM, IMF AB ve BOP maskeleri ile ortaya çıkan emperyalizmin vesayeti altındadır. Bu maskeli balonun düzenleyicileri, “ Yavuz hırsız ev sahibini bastırır” Sözüne uygun şekilde davranmakta ve vesayetlerine direnen tüm milli yapıları vesayet kurmakla suçlamaktadırlar. Emperyalizm bu amaçla medya da kendisi ne “Taraf “ unsurlar yaratmakta, bunların yaptığı propaganda ile kendisine paralel hükümetler kurdurmaktadır.



Güçlü, bağımsız ve tavizsiz bir yönetim karakterine, mutlak ve zaafsız bir hâkimiyete ve milleti adına hükmeden adaletli iktidarlara sahip olabilen devletler gelişebilirler. Devletler Konumlarını gelişmelere göre ayarlayabilirler. Devlet iradesi, ebediyen ve herkes tarafından aynı şekilde kullanılabilen, önceden hazırlanmış bir sabit koşullandırma aygıtı değildir. Her devlet yapısı ne olursa olsun onu yaşatanların bilgi birikimleri ve yeteneklerinin doğrultusun da başarı kazanabilir.



Devletin Yaptırım gücü zulme dönerse devlet yıkılabilir. Aynı şekilde devlet gücü irade yoksunluğu ile zaafa uğrayarak itaat edilmez hale gelirse, bu nedenle otorite ihtiyacı için baskıları artırırsa sonuç yine zulüm olabilir. Ülkemizde bu iki varsayım aynı anda ve ayrıcalıklı olarak yaşanmaktadır.



Milli her reflekse yalın olmadığı nazarı ile bakanlar Yabancı planların ürünü olan her eyleme hoşgörü ve af ile yaklaşmaktadırlar. Bu durum toplumsal ayrıştırmayı hızlandıran bir etken olarak karşımıza çıkmaktadır. Devlet ricaline alenen küfreden Baydemir gibiler ve devletten Milet vekili maaşı alan teröristler devleti zaafa düşürürken; Devletinin güçlü Milletinin mutlu olması için hayatını ortaya koyabilen bazı kişilerin Silivri’ye tıkılması başka ne anlama gelebilir ki



Siyasal İslamcılar İslami çağrıştıran bazı söylevlerin ardında Liberal kapitalist sisteme endekslidirler. Liberal Kapitalizmde Vasıta ve gaye değerlerde mutlak hürriyet vardır. Bunun sonucunda; Para, mal ve mülk gibi vasıta değerlere sahip olanlar bütün topluma hükmederler. Yani hukukun üstünlüğü lafta kalır üstünler için özel hukuk uygulamaları yapılır. Gaye değerler ise itibarlarını kaybederler. Ülkemizde yönetimlerin tamamı ne derlerse desinler, hepsi Liberal kapitalist eksenli oldukları için Onlarca yıldır bizde olan da budur. Birilerinin hukukun üstünlüğünden bahsetmesi de kandırmaya yönelik boş laftır.



Devletin devamlılığı ve geleceği, büyük ölçüde devlete yön veren Devlet Adamları'na bağlıdır. Ülkesinin ve dünyanın nereye doğru gittiğini en az 50 yıl sonra nasıl bir muhtemel dönüşüme uğrayacağını isabetle gören, buna göre yapılması gerekenlerin sorumluluğunu üstlenerek gereğini yapabilenlere ve gaye değerleri eksen edinenlere “DEVLET ADAMI” denmelidir.



Birkaç gün veya birkaç yıl devlet erklerinin birinde veya yerel yönetimde bulunduktan sonra ayrılıp izini silebilen, geçmiş icraatından sorumlu olması gerektiği halde; hesap soran mekanizmaları olmayan veya çalışmayan yâda çalıştırılmayan bir düzende yaşatılıyoruz. Bu düzende yaptığının yanına kar kalacağına güvenen sözde ve mevsimlik devlet adamları ile yönetilmenin bedeli çok ağır şekilde milletimize ödettirilmektedir.



Milletimiz mezarını kazanlara değil de kendisi için mezara girmeye razı olan Türk Milliyetçilerini bir anlayabilse, gözlerine çekilen perdeleri bir yırtabilse Devlet ne imiş? Devlet adamlığı ne imiş? Öyle bir anlayacak ki.



Milli iktidar kurulursa, toplumu meydana getiren kitleler arasında oluşan fonksiyonel farklılaşma sonucu doğan iş bölümü ve uzmanlaşma, için nelerin yapılacağını ana hatları ile şöyle sıralayabiliriz;



— Farklılıkların, sistematik bir biçimde, tamamlayıcı bir bütünlüğe dönüşmesi,


— Bu bütünlüğün kalıcı ve gelişmeye açık bir milli düzen haline gelmesi,


— Bu milli düzenin aksamadan çalışmasını ve kalıcılığının devamını emniyet altına alan ve denetleyen, denetim sonuçlarının gereğini yapan bütünleşmiş ve enteraktif nitelikli şeffaf bir mekanizmalar zincirinin oluşması,


— Bu zinciri oluşturan halkaların fonksiyonlarının çalışma prensiplerinin, yetki ve sorumluluk sınırlarının, birbirini denetleme biçimlerinin ve yaptırımlarının koşul ve kıstaslarının tespit edilip yasal çerçeveye oturtulması,


— Kurulan bu yönetim ve denetim sisteminin zaman içinde şahıslara bağlı kalmadan kendiliğinden çalışan bir oto yönetim ve oto-denetim sürecine dönüştürülmesi.



İdeal Devlet, Yani milli ideallerin ürünü olan Milli devlet’te insanların farkında olmadıkları veya talep etmedikleri ya da edemedikleri haklarını talep etmeksizin koruyan ve adaletle veren bir mekanizma gerçekleşebilecektir.



Milli Devlet, toplum menfaatleri ile fert menfaatlerinin adil bir şekilde nasıl uzlaşabileceğinin prensiplerini koyan, uygulamayı denetleyen; toplumu oluşturan fertleri bu uzlaşma doğrultusundaki tercihlerini kendi hür iradeleri ile kullanabilmeleri için eğiten ve bilinçlendiren bir yapıyı geliştirecektir



Milli devlet toplumun ortak menfaatleri ile fert hak ve hürriyetlerini çatıştırmadan örtüşmeyi sağlayacak bir uzlaşma ortamında görev yapacaktır.



İdeal yani milli esaslara dayalı devlette amaç değerlerde tam hürriyet, araç değerlerde kontrol olacaktır. Bunun sonucunda; liberal devlette olduğu gibi sermaye birikiminin ve halkın gaye değerleri yok etmesi imkânı ortadan kalkacaktır. Ayrıca; totaliter devletlerde olduğu gibi, gaye değerlerin baskı altına alınmasına ve yaratıcılığın yok edilmesine fırsat verilmemiş olacaktır.



Milli devlet, çalışmalarının odağına "çalışma" olgusunu yerleştirerek etik ilişkilerin ve gaye değerlerin ön planda olacağı bir geleceğe doğru ilerleyecektir.



Gelişmekte olan ülkemizde devletin olması gereken yere oturtulması mümkün olabilirse, sahip olunan jeo-politik güçlerin belki farkına varılacak; hammadde-enerji-su' dan oluşan geleceğin stratejik ve hayati öneme sahip değerlerini ülke çıkarlarını koruyacak ve refahı arttıracak biçimde kullanma yolu açılabilecektir.



Milli varlıkların akıllıca değerlendirilmesi, yani milli güç unsurlarının dengeli ve verimli kullanılması hususu çok önemlidir. Ülkelerindeki birikimi insanca yaşamaya izin veren bir refah düzeyi olarak topluma yansıtmayan ve yayamayan devletlerin; rejimleri ve siyasal sistemleri ne olursa olsun gelecekte bağımsız varlıklarını korumaları çok güç olmaktadır.



Yüce Türk milleti yönetici adaylarının konulara yaklaşım biçimleri ile bunların sebep sonuç ilişkileri hakkında öngörüm yapabilecek bir erginliğe vardığında; birilerinin yazdığı senaryolarda üçüncü sınıf bir rol almaktan kurtulacak ve dünyanın geleceği için kendi senaryolarını gündeme getirebilecektir.



Milli devlete varmak için yola çıkmak isteyenlerin karşısına ilk çıkan kavşak ta referandum diye yutturulmaya çalışılan plebisit var. Yabancıların sahneye koymak istediği senaryolara temel teşkil edecek olan bu kavşak’tan “HAYIR” denilerek geçilmesi lazım. Sonraki kavşak, Genel seçimlerdir. Milli devlet’in hedefine varabilmesi için, Milletin Milliyetçileri seçerek görevlendirmesi gerekmektedir.



Milletimizin bugüne kadar ve bugün çektiği çilelerin ardındaki gerçek seçim yapamamasıdır. Milleti suçlamıyorum. Milletin istediğini seçemediğinden bahsediyorum. Mevcut seçim yasasına göre vatandaş birilerinin seçtiğini oylamaktadır. Yani; “seçmen” değil “oymen” dir.



Milletin sağduyusuna güvendikleri yönüne palavra kesenler yürekleri yetiyorsa Milleti oymen konumundan kurtaracak ve doğrudan istediğini seçebileceği bir seçim kanununu çıkarsınlar. Bu yapılırsa ülkemizin sorunlarının geometrik şekilde azalacağını hep birlikte izleriz. Sorunların odağı mevcut seçim kanununa göre gerçekleşen ve milli iradeyi asla yansıtmayan bu nedenle de dışa bağımlı olan iktidar süreçleridir.Bu nedenle hepsinin muhalefette söyledikleri ile iktidar olduklarında yaptıkları taban tabana zıttır.



Allah milletimizin yar ve yardımcısı olsun.


02.08.2010 - İstanbul



 


 


 


LLİ DEVLET İÇİN “ HAYIR “



Bir toplumun kendisini meydana getiren unsurlarının arasında bazı anlayış farklılıklarının olması son derece doğaldır. Devlet bu farklılıklara rağmen toplumun tüm unsurlarını ortak bir amaç ve düşünceler etrafında birleştirir. Milletin kendi adına oluşturduğu en kapsamlı organizasyon olan devlet; uygulama yapan kamu kurumlarının bütünlüğünden oluşan en üst kurumdur.



Bizde, devlet eliyle yapılan birçok uygulama ayrıştırıcı niteliğe büründürülmüş ve kamu kurumları arasındaki olması gereken bütünselliğin var olmadığı açıkça görülmektedir. Milleti unsurları ve devletin kurumlarının arasında milli gücümüzü zayıflatan bir çatışmanın artarak sürdüğü yaygın bir kanaat haline gelmiştir.



Ülkemizde, vatanın birliği ve bölünmezliği Devlet adına hareket edenlerin “Açılım” Adını verdikleri politikalar ile tehlikeye düşmüştür. Diyarbakır’ın dokunulmazlık zırhına büründürülmüş belediye başkanı, Osman Baydemir Özerk Kürt vatanından, Kürdistan bayrağını çekmekten ve Anayasal üniter yapıya inat federasyondan bahsedebilmektedir.



Devletin varlığı için milleti meydana getiren toplumsal yapıda bir örgütlenmenin olması gerekir. Bu örgütlenmenin temel öğeleri; belirli bir toprak, belirli bir nüfus ve bir yönetim şeklidir. Diğer bir deyişle; Devletten söz edebilmek için, Milleti millet adına yönetenler ile yönetilen milletin arasında yöneten-yönetilen ilişkisinin olması ve bu ilişkinin bir mekân yani vatan üzerinde sürdürülmesi gerekmektedir. Ayrıca devletin kurumunun üzerinde başka hiçbir gücün ve kuvvetin bulunmaması gerekir.



Birçok mazlum millet; BM, IMF AB ve BOP maskeleri ile ortaya çıkan emperyalizmin vesayeti altındadır. Bu maskeli balonun düzenleyicileri, “ Yavuz hırsız ev sahibini bastırır” Sözüne uygun şekilde davranmakta ve vesayetlerine direnen tüm milli yapıları vesayet kurmakla suçlamaktadırlar. Emperyalizm bu amaçla medya da kendisi ne “Taraf “ unsurlar yaratmakta, bunların yaptığı propaganda ile kendisine paralel hükümetler kurdurmaktadır.



Güçlü, bağımsız ve tavizsiz bir yönetim karakterine, mutlak ve zaafsız bir hâkimiyete ve milleti adına hükmeden adaletli iktidarlara sahip olabilen devletler gelişebilirler. Devletler Konumlarını gelişmelere göre ayarlayabilirler. Devlet iradesi, ebediyen ve herkes tarafından aynı şekilde kullanılabilen, önceden hazırlanmış bir sabit koşullandırma aygıtı değildir. Her devlet yapısı ne olursa olsun onu yaşatanların bilgi birikimleri ve yeteneklerinin doğrultusun da başarı kazanabilir.



Devletin Yaptırım gücü zulme dönerse devlet yıkılabilir. Aynı şekilde devlet gücü irade yoksunluğu ile zaafa uğrayarak itaat edilmez hale gelirse, bu nedenle otorite ihtiyacı için baskıları artırırsa sonuç yine zulüm olabilir. Ülkemizde bu iki varsayım aynı anda ve ayrıcalıklı olarak yaşanmaktadır.



Milli her reflekse yalın olmadığı nazarı ile bakanlar Yabancı planların ürünü olan her eyleme hoşgörü ve af ile yaklaşmaktadırlar. Bu durum toplumsal ayrıştırmayı hızlandıran bir etken olarak karşımıza çıkmaktadır. Devlet ricaline alenen küfreden Baydemir gibiler ve devletten Milet vekili maaşı alan teröristler devleti zaafa düşürürken; Devletinin güçlü Milletinin mutlu olması için hayatını ortaya koyabilen bazı kişilerin Silivri’ye tıkılması başka ne anlama gelebilir ki



Siyasal İslamcılar İslami çağrıştıran bazı söylevlerin ardında Liberal kapitalist sisteme endekslidirler. Liberal Kapitalizmde Vasıta ve gaye değerlerde mutlak hürriyet vardır. Bunun sonucunda; Para, mal ve mülk gibi vasıta değerlere sahip olanlar bütün topluma hükmederler. Yani hukukun üstünlüğü lafta kalır üstünler için özel hukuk uygulamaları yapılır. Gaye değerler ise itibarlarını kaybederler. Ülkemizde yönetimlerin tamamı ne derlerse desinler, hepsi Liberal kapitalist eksenli oldukları için Onlarca yıldır bizde olan da budur. Birilerinin hukukun üstünlüğünden bahsetmesi de kandırmaya yönelik boş laftır.



Devletin devamlılığı ve geleceği, büyük ölçüde devlete yön veren Devlet Adamları'na bağlıdır. Ülkesinin ve dünyanın nereye doğru gittiğini en az 50 yıl sonra nasıl bir muhtemel dönüşüme uğrayacağını isabetle gören, buna göre yapılması gerekenlerin sorumluluğunu üstlenerek gereğini yapabilenlere ve gaye değerleri eksen edinenlere “DEVLET ADAMI” denmelidir.



Birkaç gün veya birkaç yıl devlet erklerinin birinde veya yerel yönetimde bulunduktan sonra ayrılıp izini silebilen, geçmiş icraatından sorumlu olması gerektiği halde; hesap soran mekanizmaları olmayan veya çalışmayan yâda çalıştırılmayan bir düzende yaşatılıyoruz. Bu düzende yaptığının yanına kar kalacağına güvenen sözde ve mevsimlik devlet adamları ile yönetilmenin bedeli çok ağır şekilde milletimize ödettirilmektedir.



Milletimiz mezarını kazanlara değil de kendisi için mezara girmeye razı olan Türk Milliyetçilerini bir anlayabilse, gözlerine çekilen perdeleri bir yırtabilse Devlet ne imiş? Devlet adamlığı ne imiş? Öyle bir anlayacak ki.



Milli iktidar kurulursa, toplumu meydana getiren kitleler arasında oluşan fonksiyonel farklılaşma sonucu doğan iş bölümü ve uzmanlaşma, için nelerin yapılacağını ana hatları ile şöyle sıralayabiliriz;



— Farklılıkların, sistematik bir biçimde, tamamlayıcı bir bütünlüğe dönüşmesi,


— Bu bütünlüğün kalıcı ve gelişmeye açık bir milli düzen haline gelmesi,


— Bu milli düzenin aksamadan çalışmasını ve kalıcılığının devamını emniyet altına alan ve denetleyen, denetim sonuçlarının gereğini yapan bütünleşmiş ve enteraktif nitelikli şeffaf bir mekanizmalar zincirinin oluşması,


— Bu zinciri oluşturan halkaların fonksiyonlarının çalışma prensiplerinin, yetki ve sorumluluk sınırlarının, birbirini denetleme biçimlerinin ve yaptırımlarının koşul ve kıstaslarının tespit edilip yasal çerçeveye oturtulması,


— Kurulan bu yönetim ve denetim sisteminin zaman içinde şahıslara bağlı kalmadan kendiliğinden çalışan bir oto yönetim ve oto-denetim sürecine dönüştürülmesi.



İdeal Devlet, Yani milli ideallerin ürünü olan Milli devlet’te insanların farkında olmadıkları veya talep etmedikleri ya da edemedikleri haklarını talep etmeksizin koruyan ve adaletle veren bir mekanizma gerçekleşebilecektir.



Milli Devlet, toplum menfaatleri ile fert menfaatlerinin adil bir şekilde nasıl uzlaşabileceğinin prensiplerini koyan, uygulamayı denetleyen; toplumu oluşturan fertleri bu uzlaşma doğrultusundaki tercihlerini kendi hür iradeleri ile kullanabilmeleri için eğiten ve bilinçlendiren bir yapıyı geliştirecektir



Milli devlet toplumun ortak menfaatleri ile fert hak ve hürriyetlerini çatıştırmadan örtüşmeyi sağlayacak bir uzlaşma ortamında görev yapacaktır.



İdeal yani milli esaslara dayalı devlette amaç değerlerde tam hürriyet, araç değerlerde kontrol olacaktır. Bunun sonucunda; liberal devlette olduğu gibi sermaye birikiminin ve halkın gaye değerleri yok etmesi imkânı ortadan kalkacaktır. Ayrıca; totaliter devletlerde olduğu gibi, gaye değerlerin baskı altına alınmasına ve yaratıcılığın yok edilmesine fırsat verilmemiş olacaktır.



Milli devlet, çalışmalarının odağına "çalışma" olgusunu yerleştirerek etik ilişkilerin ve gaye değerlerin ön planda olacağı bir geleceğe doğru ilerleyecektir.



Gelişmekte olan ülkemizde devletin olması gereken yere oturtulması mümkün olabilirse, sahip olunan jeo-politik güçlerin belki farkına varılacak; hammadde-enerji-su' dan oluşan geleceğin stratejik ve hayati öneme sahip değerlerini ülke çıkarlarını koruyacak ve refahı arttıracak biçimde kullanma yolu açılabilecektir.



Milli varlıkların akıllıca değerlendirilmesi, yani milli güç unsurlarının dengeli ve verimli kullanılması hususu çok önemlidir. Ülkelerindeki birikimi insanca yaşamaya izin veren bir refah düzeyi olarak topluma yansıtmayan ve yayamayan devletlerin; rejimleri ve siyasal sistemleri ne olursa olsun gelecekte bağımsız varlıklarını korumaları çok güç olmaktadır.



Yüce Türk milleti yönetici adaylarının konulara yaklaşım biçimleri ile bunların sebep sonuç ilişkileri hakkında öngörüm yapabilecek bir erginliğe vardığında; birilerinin yazdığı senaryolarda üçüncü sınıf bir rol almaktan kurtulacak ve dünyanın geleceği için kendi senaryolarını gündeme getirebilecektir.



Milli devlete varmak için yola çıkmak isteyenlerin karşısına ilk çıkan kavşak ta referandum diye yutturulmaya çalışılan plebisit var. Yabancıların sahneye koymak istediği senaryolara temel teşkil edecek olan bu kavşak’tan “HAYIR” denilerek geçilmesi lazım. Sonraki kavşak, Genel seçimlerdir. Milli devlet’in hedefine varabilmesi için, Milletin Milliyetçileri seçerek görevlendirmesi gerekmektedir.



Milletimizin bugüne kadar ve bugün çektiği çilelerin ardındaki gerçek seçim yapamamasıdır. Milleti suçlamıyorum. Milletin istediğini seçemediğinden bahsediyorum. Mevcut seçim yasasına göre vatandaş birilerinin seçtiğini oylamaktadır. Yani; “seçmen” değil “oymen” dir.



Milletin sağduyusuna güvendikleri yönüne palavra kesenler yürekleri yetiyorsa Milleti oymen konumundan kurtaracak ve doğrudan istediğini seçebileceği bir seçim kanununu çıkarsınlar. Bu yapılırsa ülkemizin sorunlarının geometrik şekilde azalacağını hep birlikte izleriz. Sorunların odağı mevcut seçim kanununa göre gerçekleşen ve milli iradeyi asla yansıtmayan bu nedenle de dışa bağımlı olan iktidar süreçleridir.Bu nedenle hepsinin muhalefette söyledikleri ile iktidar olduklarında yaptıkları taban tabana zıttır.



Allah milletimizin yar ve yardımcısı olsun.


02.08.2010 - İstanbul



 


 


 


 


 


 


 


 


 


 


 


 


 


 


 


 YAZARIN TÜM YAZILARI
   19/08/2012 - KAHROLSUN UYUŞTURUCU TACİRİ, ATEİST VE HAİN GÜRUHU!..
   06/11/2011 - KCK İHANETİN ADIDIR !..
   23/09/2011 - ALMANYA'DAN "HOOOPPP" DEDİK!..
   13/09/2011 - ALİ İMRAN 19!..
   28/08/2011 - AĞAÇ DOĞRULMADAN GÖLGESİ DOĞRULMAZ
   22/04/2011 - KÜRESEL PATRONLUĞA KARŞI MİLLETLERİN KARDEŞLİĞİ!..
   30/03/2011 - LİBYA'YI ANLAMAK-06
   29/03/2011 - LİBYAYI ANLAMAK -05
   28/03/2011 - LİBYA'YI ANLAMAK-04
   27/03/2011 - LİBYAYI ANLAMAK -03
   26/03/2011 - LİBYAYI ANLAMAK - 02
   25/03/2011 - LİBYA'YI ANLAMAK -01
   10/03/2011 - GİRİŞİMCİ VALİLER VE ÜNİVERSİTELER GEREKİYOR !..
   22/02/2011 - KOSGEB + YÖK PROTOKOLÜ ÇOK OLUMLU BİR ADIMDIR !..
   02/10/2010 - KÜFÜR DİYE BAKARLAR ATSIZ HOCAM'IN DUALARINA
   28/09/2010 - HUTBE’DEN ÇIKARSANIZDA “ ALLAH KATINDA DİN İSLAMDIR
   19/09/2010 - SON DURUM
   16/09/2010 - SİYASİ PARTİ, SİYASETEN PARTİ İKİLEMİ
   02/08/2010 - MİLLİ DEVLET İÇİN “ HAYIR “
   26/07/2010 - 12 EYLÜLÜN DÜNÜNE DE HAYIR BUGÜNÜNE DE HAYIR
   29/06/2010 - KENDİ PATRONLUĞUMUZU KURALIM (02)
   28/06/2010 - KENDİ PATRONLUĞUMUZU KURALIM (1)
   27/06/2010 - YIPRATMANIN ARDI BÖLMEDİR!..
   25/06/2010 - BEN ÇIKAR DEMEM, ÇIKAR BENİM OLMAYINCA
   11/05/2010 - MİLLİYETÇİLİK TEPKİCİ DEĞİL ETKİLEYİCİ OLMALIDIR
   04/05/2010 - MİLLİYETÇİ GENÇLERE ÖĞÜTLER (03)
   02/05/2010 - MİLLİYETÇİ GENÇLERE ÖĞÜTLER(02)
   02/05/2010 - MİLLİYETÇİ GENÇLERE ÖĞÜTLER(01)
   19/03/2010 - MİLLİYETÇİLER BİRLEŞİNİZ
   18/02/2010 - KÜRESEL’İN KÖŞELERİ (1)
Yazarın Sitemizdeki  Kayıtlı Toplam Yazısı : 112

Sayfa :


 1   2 -  3 -  4 -

Kampanya detayları için TIKLAYINIZ

Tasarım & Programlama SK WT © 2007 - İçerik © Copyright 2007Ulusal Ses Haber Portalı