Çarşamba , 19 Eylül 2018  
    ANA SAYFA
    Gündem                   
    Politika                   
    Dünya                      
    Ekonomi                  
    Güncel                     
    Spor                         
    Sağlık                       
    Yaşam                     
    Bilim ve Teknoloji 
    Kültür ve Sanat     
    Magazin                  
    Eğitim                      
    Kadın ve Aile        
    Yazarlar
    Söyleşi / Haber
    Video Haberler
      Künye
      İletişim
      Reklam

Haberlerde Ara



TCMB Döviz Kuru


 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 



SİTE İSTATİSTİĞİ
 BUGUN 158510  
 TOPLAM 636591737  
08.06.2007 itibariyle
YAZARLAR
Samim UYGUN
Yazara E-Posta Gönder
SALTANATLAR ÇÖKERKEN
Dünya kesin bir sonuç elde ettiğinin savruk kahkahalarını atarken, dünyadan bi'haber gibi göründüğünün farkında bile değildi. Farkı fark ettiğinde de artık çok geç olacaktı.

İmparatorlukların birer çığ gibi devrildiği yıllarda bir isim hep göz ardı ediliyor, serüvenci bir asker edası ile değerlendiriliyordu. Kimse Mustafa Kemal' in yokluk, işgal ve umutsuzlukların üstesinden geleceğini beklemiyordu. Oysa tarihte eşi görülmemiş ve yüzlerce yıl da görülmeyecek bir dehanın ayak seslerini doğa ilk farkeden olacak, her gittiği yerde O' nu özü gibi koruyacak yolları açacaktı.

Birgün ve ansızın verdiği " Büyük Taarruz" kararı ile O hem herkesi şaşırtan bir ulus örgütlenmesinin mimarı olacak Hem de gelecekte ezilmiş halkların emperyalizmin oyunlarına kanmaması için sürekli ışığını yakacaktı.

30 Ağustos Zafer Bayramı' nı diğer bayramlarımızdan ayıran en önemli unsurda buydu. Bir ulus uyandırılmış, umutsuzluk umut şekline döndürülmüş, ölümün vatan toprakları için olduğunda ne kadar kutsal olduğu yaşarken öldürülen insanlara iyice anlatılmıştı. Irz- namus kavramlarını, işgal eden emperyalist güçlerin
vicdansız vicdanlarına bırakılmış ve vicdanlarından olumlu bir yansıma beklenir duruma gelinmişti.

Oysa Mustafa Kemal için bunlar bitmişliğin son simgeleriydi ve karşı durulması gereken tek yaşam koşulu idi. Mustafa Kemal bu kararını daha öğrencilik yıllarında vermiş, olabilecekleri tüm üst düzey yetkililere anlatmak için gereken her türlü girişimi denemişti. Çünkü O dehalığın verdiği ön sezi ile yarınlarda olacakların anatomisini çıkartmış, tarihi kesin ve net bir şekilde okumuştu. Okumakla kalmayıp, okutmasını da iyi bilmişti. Ne var ki; ne Osmanlı' da  ne de dünya da bu okuyuşu gerçekleştirecek tek bir gerçek okuyucu çıkmamıştı.

Saltanatların çöküşünde önce-likle saltanat erbabını gafleti vardı. Eğer gücünüzün değerini bilmez ve savruk davranır, aklınızın ve stratejinizin değerini bilmez birilerinden akıl- fikir nemalanırsanız, her işte olduğu gibi devlet sisteminde de büyük çöküntüleri yaşamaktan, yok olmaktan asla kurtulamazsınız.. Tarih bunu hep öğütler, öğütlemekle kalmaz acı sonları defalarca önünüze kor.

Saltanat erbabı eğer ilk günkü hedeflerinden ve ilkeli kararlılığından ne zaman ödün vermeye başlamışsa; acı alarm seslerinin ilk çığlıklarının sessizde olsa duyulmaya başlanıldığının göstergesi de yansımaya başlamıştır demektir.

Ülkelerin kuruluş ve kurtuluş tarihlerinde her 700 yılda bir deha beklemek yerine, elde ettikleri dehanın gösterdiği yoldan sapmadan, hedeflere ulaşmak için büyük aşamalar kaydedecek yolların her dalda araştırılması- bulunması- uygulanması zorunluluktur. Bu bir yazı nasihati değildir ve önümüzde yaşanmış bir tarihi gerçek vardır. Karşınızda olan tam donanımlı güçleri , tam donanımsız bir şekilde yıkmak başarısını göstermiş olmak, her zaman bu başarının sürdürüleceği anlamına gelmez..! Karşı güçler bir puntuna getirerek kaybettiklerini yeniden yıllar önce bıraktıkları yerden kazanmak için sürekli çalışacak, boşluklar arayacak, kandırılmaya uygun yeni ve kendilerine yakın yöneticiler seçtirmek numaralarını deneyeceklerdir ki; bu da tarihi bir gerçektir.

Ülkemiz açısından biz bu sevdalara kapılmak gibi bir şansın asla sahipleri değiliz, konum açısından da böyle bir lüksümüz yoktur. Yetişen her kuşağa bunları en ince ayrıntıları ile anlatmak, anlayıp- anlamadıklarını iyice denetlemekle yükümlüyüz. Onlara bırakacağımız en büyük mirasımız olan " özgürlük ve bağımsızlık" kavramının tüm ayrıntılarını ve hangi koşullarda elde ettiğimizi öğretip- denetlemekle yükümlüyüz.

Bilimin ve sanatın ve de kültürün her dalında başarı sağlanması için bağımsızlığın ilk ana nokta olduğunu sürekli işlemekle yükümlüyüz.Bilimin herhangi bir dalında elde edilen başarı, bağımsız ülkeye mal edilerek övünülürken,bağımlı olan bir ülkenin bilim adamınca yapılmış bu başarı bağlı olduğu ülkenin zafer hanesine yazılmakta, bulan bilim adamını esamesi bile okunmamaktadır.

Sonuç olarak; bugün varız ve yarınlarda da varolacağız... Tek bir koşulla; Otuz Ağustos'u ve Atatürk'ü gerçek dili ile okuyup, anlayıp, uygulamak koşulu ile...
Nice Otuz Ağustos' lara, nice bayramlara..

 YAZARIN TÜM YAZILARI
   11/09/2007 - SALTANATLAR ÇÖKERKEN
   16/07/2007 - OYLARINIZI HEBA ETMEYİN..!
   25/06/2007 - 2007 1919 YILINA NE KADAR BENZİYOR ?
Yazarın Sitemizdeki  Kayıtlı Toplam Yazısı : 3

Sayfa :


 [ 1 ] 

Kampanya detayları için TIKLAYINIZ

Tasarım & Programlama SK WT © 2007 - İçerik © Copyright 2007Ulusal Ses Haber Portalı