LAİKLİK’İN L’Sİ (V)...

Laiklik ve Kültür



Günümüzde ‘Laikliğin kültürel boyutu’ üzerine bir dizi çalışmanın yapıldığı bilinmekte.

Sözgelimi Jacques Julliard’ın “islamcı solculuk nedir?” (1) başlıklı makalesinde, islamın ‘yoksul halk kesimleri’nin ‘ideolojisi’ olduğuna ve günümüzdeki islamın ise ‘néocléricalisme’ denilen Arap Şeyhleriyle ‘salefist’, ‘tekfirist’, ‘mekfirist’ adı altında ‘zengin’ ve kapitalizmin ‘tekelci’ aşaması olan ‘emperyalizm’le içli-dışlı kesimlerinin elinde ‘terörizm’ dahil her türlü ‘kirli işler’e bulaştırıldığına dikkat çekilmekte.


Bu bağlamda ‘islam’a karşı olmanın ‘solculuk’la bağdaşmadığını ileri sürmekte yazar.


Ancak böyle bir ‘solculuk’, belki Fransa ya da Türkiye değil ama, başka ülkelerde de ileri sürülüyor olsa da, bu kesimlerin ‘laiklik’le ilişkilerinin olmadığı gibi ‘solculuk’la sa bir ilişkilerinin olmadığı söylenmelidir.


Tam da bu nedenle, biz Türkiye’de ‘tatlısu solculuğu’ ya da ‘sahte solculuk’ gibi bir tanımın daha doğru olabileceğini düşünmekteyiz.


Turgut Özal’ın ‘ben insanın zenginini severim’ sözü anımsanınca, Turgut Özal’da ‘demokratlık’ gören ‘solcu’larımızla, AKP’ye yamanan ‘demokrat’larımızın ne kadar ‘solcu’ oldukları hakkında bir fikir edinilebilir.


Öte yandan Kanadalı Mathieu Bock-Côté, Bir Politik Din olarak Çokültürlülük (2) başlıklı yeni kitabında, ‘çokkültürlülük’ ideolojisinin ‘ulusal kimlikleri’ kemirdiğini ileri sürmekte.


‘Sahte solculuk’ ile ‘ulusal kimlik’ konusunun barışık olmadığı bilinmekle birlikte, onun sanki ulusal kimliği ortadan kaldırmak üzere kurgulanmış bir ‘ideoloji’ olduğu bile söylenebilir.


Nitekim Kanada’nın Fransız bölgesi (bu söyleniş biçimine de Mathieu Bock-Côté kızacaktır ya..) Kebek’li olan Mathieu Bock-Côté, Kebek’e ‘Çokkültürlülük’ün ‘zorla’ dayatıldığını ileri sürmekte ve Kanada Başbakanları baba-oğul Pierre Trudeau (1980-84) ve Justin Trudeau (2015- )’nun ‘Kebek Halkı’nı, ‘Kebek’in Kurucu Halkı’ olarak görmek yerine, ‘Fransız ataları’nın bir ‘devamı’ gibi görerek bir ‘aşırı milliyetçilik’ (ultra-nationalisme)’e saptıklarını ileri sürmekte..


Hatta bu tutumlarıyla ‘Kebek’e düşmanlık’ yaptıklarını dillendirmektedir.


Yeniden ‘Çetenin Başı’na dönülerek denilebilir ki, Türkiye’de çokkültürlük ve ‘Türkiye Düşmanlığı’ Turgut Özal’la başlamış olup, o yamuk ağzıyla, kendisinin ‘Kürt’ olduğunu söylemekle hem çok ‘demokrat’ ve hem de, o arada, çok ‘dindar’, çok ‘laik’ ve çok ‘hoşgörülü’ olduğunu kanıtlamak istemiştir.


Özal’ın izinden gidip, şimdilerde at izi ile it izini karıştıranlar ise, Türkiye’de yetmişikibuçuk ‘Millet’ olduğunu söylemekten, bugün, ‘Tek millet, Tek Devlet, Tek Bayrak, Tek Vatan’ diyerek Rabia’ya gelmiş olmalarına karşın, bunu ‘Tek Adam’lık oynanamanın bir aracı olarak kullanmayı sürdürmektedirler.


Bütün bu ‘atraksiyon’ların (istemeden kullanmak zorundayım, ama istenirse güzel Türkçemizle ‘dalevere’lerin diyeyim) temelinde, derin bir kültürel yozlaşma, bir ‘din sömürüsü’ ve dinin politakaya ‘alet’ edilmesi yatmaktadır.


Ve hepsinin temelinde ise ‘eksik bilgi’ ile ‘kirli bilgi’ karmaşası.


Ne var ki, bunun ‘durup dururken’ değil ama ‘dünya ekonomisi’nin geldiği aşamanın ‘dolaylı sonucu’ olarak ortaya çıktığını ileri sürmek de olasıdır.


Büyük olsalıkla da böyledir.


Konumuza dönecek olursak, demiştik ki, ‘laiklik’ özde ‘egemenlik’ demektir.


O zaman şu sorunun yanıtlanması gerekmektedir: ‘Laiklik’ kavramı kullanılmadan, nasıl bir ‘milliyetçilik ideolojsii’ savunulmalıdır ki ‘egemen bir ülke’ olunabilsin?


Ya da bağımsız bir ‘Devlet’...


İşte bu ‘milliyetçilik ideolojisi’, ancak ve sadece, ‘Tek Millet, Tek Vatan, Tek Bayrak, Tek Devlet’ diye ‘Rabia’ işareti yapılarak ‘zengin müslüman’ların ‘yoksul müslüman’ları ‘Secde ve sela’yla peşlerine taktıktıkları ‘sözde milliyetçilik’ olabilir.


Ve hatta bu ‘sahte milliyetçilik’le ‘Vatan’ın selameti’ için savaşa bile sürüklenilebilir.


Ne var ki, bu kültür (çokkültürlülük ya da kültürsüzlük), bu ‘anlayış’, bu ‘vizyon’ ve bu ‘ideoloji’ ne egemenlik ve dolayısıyla laiklik ilkesine dayanmayan ve ne de ‘tam bağımsızlık’ ilkesiyle bağdaşmayan bir ‘kültür’, bir ‘vizyon’, bir ‘anlayış’ olabilir.


Bir ‘sözde milliyetçilik’ olur ama bir ‘ulusalcılık’ olmaz.


İçinde bulunduğumuz koşullar gözönüne alındığında, bu konuyu biraz daha açmak gerekecektir.


Ki, nereye ve nasıl ‘sürüklendiğimiz’ anlaşılabile..


(Sürecek)


Habip Hamza Erdem


(1) http://www.lefigaro.fr/vox/politique/2016/08/26/31001-20160826ARTFIG00315-jacques-julliardqu-est-ce-que-l-islamo-gauchisme.php


(2) http://www.lefigaro.fr/vox/politique/2016/04/29/31001-20160429ARTFIG00349-mathieu-bock-cote-l-homme-sans-civilisation-est-nu-et-condamne-au-desespoir.php




( Ulusal Ses ) - 17.09.2016
 
 
http://www.ulusalses.net