Pazartesi , 10 Aralık 2018  
    ANA SAYFA
    Gündem                   
    Politika                   
    Dünya                      
    Ekonomi                  
    Güncel                     
    Spor                         
    Sağlık                       
    Yaşam                     
    Bilim ve Teknoloji 
    Kültür ve Sanat     
    Magazin                  
    Eğitim                      
    Kadın ve Aile        
    Yazarlar
    Söyleşi / Haber
    Video Haberler
      Künye
      İletişim
      Reklam

Haberlerde Ara



TCMB Döviz Kuru


 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 



SİTE İSTATİSTİĞİ
 BUGUN 233923  
 TOPLAM 654947971  
08.06.2007 itibariyle
Gündem Geri Dön 
BİR TUTKUYDU RÖNESANS-(18)...
Bir yanda uzlaşmaz ve katı bağnaz düşüncelilerin ufku, öte yandan daha ılımlı ve bilim ışıklarına kapılarını aralayanların ufku...Bunlar birbirleri ile çatışmadan, uzlaşma noktasına nasıl getirilecekti?

Artık ıtalya'da 'Kent Devleti'nden bahsetmemizin zamanı gelmi?ti. Daha da ileri gidersek geç dönemleri içerse de Kuzey Fransa, Almanya, ıngiltere'yi de bu kapsama alanına alabiliriz.. ‘Kent devleti’, ilk tanımlamada abartılı gelse de, “Devlet içinde devlet olur mu ki” sorusu akla gelse de, bu bir gerçektir. Tıpkı antik dönemin 'Site devletleri’ gibi; örne?in Lidya. Bu devletler kendi adlarına para basabiliyorlar, ordularını kurabiliyorlar, sanayi atılımlarını bir ba?larına gerçekle?tirebiliyorlardı. Daha da önemlisi; kralların kar?ısında birer güç olmakla kalmayıp krallara ödünç faizli paralar verebiliyorlardı. Yani tam kar?ıtı borç paraydı besbelli verdikleri.


Sanayilerinin en can alıcı yanı 'sava? araç-gereçleri' üretiyor olmalarıydı. Krallar sava? kararı aldıklarında bu kent devletlerine önceden sava? arabaları, yedek parçalar, uzman ekipman sipari?leri veriyor, güçlerini a?ır a?ır bu kentlerin istem dolu otoritelerine bırakıyorlardı. Gönülsüzce de olsa bu bir zorunlulu?un yansımasıydı ve krallar dizginleri a?ırdan a?ırdan kaçırmaktaydılar...


Zenginle?en bu tüccar sınıfının olu?turdu?u akımın bir tek kar?ılı?ı vardı; onlar artık birer burjuvalardı. Varlıkları arttıkça otoriteleri artıyor; otoriteleri arttıkça da yayılmaları artıyordu. Kent içi mülkiyet edinmeleri kent dı?ına ta?ıyor ve birer rantiye grubu oluyorlardı. Toprak ve para sahipleriydiler ve onların her dedikleri bundan böyle olmak zorundaydı. Öyleyse, 'her ?ey' olan bu burjuva sınıfı 'her ?ey' oldu?unu da bir ?ekilde göstermeliydi ki, onlarda gösterdiler zaten ve hemen sanatçı, i?çi, esnafı yönlendirip yönetmeye koyuldular.


Daha önce, Yunanca ve Arapçadan orijinal çeviriler yapıldı?ını, bununda bilime do?ru esen rüzgarların ayak seslerine hazırlık oldu?unu belirtmi?tik!


Gerçekte böyleydi; bir yanda uzla?maz ve katı ba?naz dü?üncelilerin ufku, öte yandan daha ılımlı ve bilim ı?ıklarına kapılarını aralayanların ufku...


Bunlar birbirleri ile çatı?madan, uzla?ma noktasına nasıl getirilecekti?


Akıllarda bu soru varken, ortaya bir yapıtı ile çıkan Aquinalı Thomas felsefe a?ırlıklı denemesiyle dikkatleri hemen çekti. Ardından 14. yüzyıl ba?larında Dante'nin yazdı?ı o çok ünlü "ılahi Komedya" yayınlandı. Bu ünlü yapıtı bilmeyenimiz sanırım yoktur. Pek çok ki?inin kütüphanesinde var ! Ortaça?'ın mistik duygularının a?ır bastı?ı dönemde ancak ki?i-do?a-topluma yenilikçi bir açıdan bakı?ı ilginçtir. O güne dek a?ırlıklı olarak kültür edinmek ve yaymak hakkı sadece belli sınıfın elindeydi. Bunlar kilise çevreleri ile saray çevreleriydi. Thomas'ın felsefe a?ırlıklı denemesi, Dante'nin ‘ılahi Komedya’sı yayınlandı?ında -elbette ofset baskı de?ildi. Bu hakkın, yani kültür edinme ve yayma hakkının her kesime ait oldu?u da kabul ediliyordu. Bu kabulü gerçekle?tirenler, do?rudan kültürü 'ben' de edinenler oluyordu, yani halk...


Bilim geli?tikçe bilimsel merkezler zorunlu olarak olu?uyordu. Yine bu dönemin en önemli bilim merkezli çalı?ma örnekleri olarak; Paris, Oxford, Padua Üniversitelerinin kurulmalarını gösterebiliriz.


14. yüzyıl boyunca olu?an en önemli geli?melerden birisi de artık halkın yerel kültürünün sanat alanı sınırlarından içeri girmesi olmu?tur. Bilim + sanat + yerel kültür her geçen gün birbirinin potası içerisinde ergimeye tabi olacak böylece muhte?em yapıtlara imzalar atılacaktı.


Dönemin en önemli özelliklerinin yansıdı?ı Gotik mimariye göz attı?ımızda; öyle bakıp geçmek gibi bir ?ansımız yoktur. Her kapı-pencere, tavan-zemin, duvarlar, sütunlar vb. sizi sımsıkı kavrarlar ve sanki uyarırlar: "Bak yolcu, iıyice bak ama iyi gör" der gibidirler. Onlar ya?am boyu nice ya?ayanları tüketmi?ler fakat cansız yapıtlarında canlı gizemlerini koruyarak var olagelmi?lerdir.


Fransa'da, özellikle Paris'te gotik mimarinin sanki bir ba?langıç ile biti? sınırı olu?mu? gibidir. Örne?in: 1137 de Paris çevresinde Saint-Denis'in yapımına ba?lanılması gotik mimarinin ba?ı sayılır. ıkincisi ise yakla?ık üç asır sonra ıngiltere'de ki Norwich Katedrali'nin çapraz nefinin bitirilmesi a?amasıdır. Oysa bu de?erlendirmenin yaygınlı?ına kar?ın i?in içerisine bir ıtalya örne?i nasıldı denildi?inde ise; kar?ımıza 16. yüzyıla dek uzanacak bir gotik mimari uygulaması çıkmaktadır. Çünkü ıtalya'da bu dönemlerde Gotik hayranlı?ının kar?ısına çıkarak, onu gölgeleyecek bir yapılanma tarzı henüz olu?mamaktadır. Bu hayranlık ve gotik ba?ımlılı?ı ister istemez gotik mimarinin ba?ı-sonu belli dü?üncesinde olanların savlarını yıkmaktadır...


Sürecek!


Süheyla ERGÜL

[ Ulusal Ses ] - 10/21/2014

 
 
 
Habere yorum yaz
 
 
Haberi yazıcı formatına hazırla
 
 
Editöre mesaj gönder
 
Sayfa başına git


HABERE EKLENEN YORUMLAR  

Kayıtlarda bu haber yapılmış yorum bulunmamaktadır.
İlk yorum yazan siz olmak ister misiniz ?


Kampanya detayları için TIKLAYINIZ


Diğer Gündem
  TEK TİP ELBİSEDEN ÇOK DAHA ÖNEMLİ!..
  SÜHEYLA ERGÜL ÇİZDİ
  DEĞER YARGILARI!..
  HİÇ Mİ ULUSAL MUTLULUK PAYLAŞMAYACAĞIZ?
  KUTLU OLSUN...
  BİR ŞEY EKSİK AMA NE?
  DÖRT YILDA 9167 ŞEHİT VERMİŞTİK!..
  SÜHEYLA ERGÜL YAZDI...
  O YILLAR...
  OYUNUZA TALİBİM DÖNEMİ ...
  TAN YERİ AĞARIRKEN SİYASAL PARTİLER...
  GÖREN VAR GÖRMEYEN VAR...
  SÜHEYLA ERGÜL ÇİZDİ...
  8 Mİ 9 MU, YALAN MI GERÇEK Mİ?
  ÖZGECAN ASLAN'LARIN ANISINA...
  SEMA AKDENİZ VE ARKADAŞLARI...
  BİR TUTKUYDU RÖNESANS-(20) ...
  BİR TUTKUYDU RÖNESANS-(19)...
  BİR TUTKUYDU RÖNESANS-(18)...
  BİR TUTKUYDU RÖNESANS-(17) ...
  BİR TUTKUYDU RÖNESANS-(16)
  BİR TUTKUYDU RÖNESANS-(15) ...
  BİR TUTKUYDU RÖNESANS-(14) ...
  BİR TUTKUYDU RÖNESANS-(13) ...
  BİR TUTKUYDU RÖNESANS-(12) ...
 

Tasarım & Programlama SK WT © 2007 - İçerik © Copyright 2007Ulusal Ses Haber Portalı