Çarşamba , 12 Aralık 2018  
    ANA SAYFA
    Gündem                   
    Politika                   
    Dünya                      
    Ekonomi                  
    Güncel                     
    Spor                         
    Sağlık                       
    Yaşam                     
    Bilim ve Teknoloji 
    Kültür ve Sanat     
    Magazin                  
    Eğitim                      
    Kadın ve Aile        
    Yazarlar
    Söyleşi / Haber
    Video Haberler
      Künye
      İletişim
      Reklam

Haberlerde Ara



TCMB Döviz Kuru


 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 



SİTE İSTATİSTİĞİ
 BUGUN 8555  
 TOPLAM 655841396  
08.06.2007 itibariyle
Kültür ve Sanat Geri Dön 
RAFET ORAL SANAT AKADEMİSİ...
“Rafet Oral Sanat Akademisi öğrencisi işte bizim Rafet”

Takvim yaprakları 23 Nisan1955 i gösteriyordu. Güzel bir cumartesi günüydü ve hemen herkes uzun süren bir kışın ardından kendini sokaklara atıvermişti...Çünkü bugün çok özeldi... TBMM’nin açılışının 35nci, Yüce Atatürk'ün bugünün bayram olarak kutlanmasını istemesinin 34ncü, Çocuk Bayramı olarak kutlanışının da 26ncı yıldönümü idi. Coşku çok büyüktü. Kenetlenmiş bir ulus vardı... Komşuluk, akrabalık ilişkileri vardı... Kıvançta tasada birleşip bayramları bayram, acıların yasını da yaslı olarak kutlayan tertemiz insanların soluk alıp verdiği yıllardı. Kendini sokaklara atanların neredeyse tamamının aklından çıkmayan bir de anne adayı vardı ki, sancılar içinde kıvranıyor, doğacak bebeğini bir an önce kollarına almak istiyordu...


“Evet..Evet...erkek çocuğu ve çok sağlıklı... Maşallah.. “diyen ebenin sesi duyuldu. Herkes bir anda havalara zıplıyor, evin içinde gerçek bir mutluluk rüzgarı esiyordu... Önce komşu kadınlar annenin yanına girip kutlamalarını yaptılar. Daha sonra babaya ”Buyurun oğlunuzu görebilirsiniz” diyen ebenin sesi eklendi. Mahallenin çocukları bayram yerindeki komşu ve akrabalarına çoktan haberi uçurmuşlardı...



 

ıki bayram bir arada kutlanıyor, günün konusu Kağızman da çocuk bayramında doğan bebek oluyordu...

Adını Rafet koydular...Dileklerde bulunuyor, yarınlarında iyi bir gelecekle yaşam sürmesi için her gören, duyan dileklerini yineliyordu.


Rafet bebek, gelenin gidenin elbisesindeki desenlere, özellikle dikkat kesiliyor yumuk yumuk gözlerle avuçlarını açıp kapatıyor ama ne istediğini bir türlü anlatamıyordu. Çünkü o giysilerin üstündeki çiçeklere “Gel gel” yapıyor ama konuklar kendilerini çağırıyor diye yanına yaklaşıyorlardı.



 

Rafet bebek, yürümeye başlamış hatta koşar adımlarla çevreyi inceler konuma gelmişti. Bulduğu ilginç çakıl taşlarını topluyor, güzelce yıkayıp kuruladıktan sonra onları renk tonlarına göre yan yana getirmeye çalışıyordu. Daha sonra bu koleksiyonlarına kuru ve yaş yaprakları, şeker jelatinlerini, karton kutuları eklemeye başlamıştı.

Bir gün annesi, komşuları olan bir öğretmene Rafet’in bu merakını anlatıp bir nedeni olabilir mi diye sorduğunda aldığı yanıt oldukça ilginçti. Öğretmen, “Ya sizin dikkatinizi çekmek için yapıyordur ya da sanat ruhlu bir çocuktur, 4-5 yaşına geldiğinde daha iyi anlaşılır “ demişti.



 

 

Öğretmen haklıydı... Dikkat çekmek değildi Rafet’in koleksiyon merakı yokluk yıllarında bulduğu ile yetinip onlarla içindeki kurgulu dünyayı dışa vurmaktı ereği. 5 yaşına geldiğinde zaten her şey apaçık ortaya çıkmıştı. Kumlara, toprağa şekiller çiziyor sonra o şekilleri kağıda kalemlerle aktarıyordu. Kalem, hele renkli boya kalemi o yıllarda çok kıymetliydi. Paranız olsa da oralarda her zaman bulmak şansınız yoktu. Onun için kalemlerini çok nadir kullanıyor, daha çok yanık çıra ya da dal parçalarını kalem gibi kullanmayı seviyordu. Bu konuda en büyük yardımcısı annesi idi, çıraları yakar ve kalem gibi kullanması için oğlunun yanağına bir öpücük kondurur verirdi.

Yıllar acımasızca akıp gidiyor, zaman insanları önüne katıp savurdukça savuruyordu...Ardınıza dönüp baktığınızda hiç yaşanmamış gibi geliyordu o upuzun sanılan yıllar ...Ama yaşanmıştı ve elbette doğrudan siz yaşamıştınız...


Rafet’in de, doğduğu, bebeklik ve çocukluğunun ilk yıllarının geçtiği Kağızman ve oradaki anıları çoktan geride kalmıştı. Ve O şimdi Iğdır’da çocukluğunun geri kalan yıllarına veda etmeden daha çok eser bırakmak sevdasına kapılmıştı.



11, 12 yaşlı yılları çoktan bitmiş 13 yaşına henüz girmişti ki, ardında yaşanmışlığının simgesi olacak şeyler bırakmanın sevdası başlamıştı. Resim yapıyor, inceliyor, araştırıyor, düşlediklerini yeniden resmetmeye çalışıyordu. Yapıyordu da... Okulda havası da farklı konumdaydı. Dikkat çekiyor, ayrıcalıklı yeteneğini bilgece kullanıyordu. Sevdalıydı...Çocukluk aşkı kimlerdi bilinmez ama sanat aşkı en öndeydi... “Bir sevdam bir de kavgam var benim “ der eklerdi: “Sevdam; yaşadığım sürece yapıt verip adımı tarihe yazdırmak...Kavgam ise şu yoksul yılları unutturacak varsıl sanat malzemelerinin olduğu kentlerde iş bulup o malzemelere kavuşmak “ derdi.

ılk, orta, lise yılları...


Her günü dünden daha ileri daha uzmanlaşmış bir el yordamı ile yapıtlarında kendini gösterirken, bilge adımlarla gençliğinin en bıçkın yıllarını yaşıyordu. Gazete,dergi, broşür, kitap ne bulursa okuyor, özellikle resimlerini büyük bir titizlikle inceliyordu. Sanat tarihi kitabı en sevdiği kitabıydı. Resim dersi de en sevdiği dersti tabi...


Yıllar mı?


Sanki basamakları birer birer değil, yüzer yüzer tüketiyor gibiydi.


Ve... Komutanının: “Hadi Kağızmanlı kalmasın, tezkere...” dediği gün, yıllar çoktan 1977 i gösteriyordu. Askerde de tüm komutanlarına ve arkadaşlarına kendisini çok sevdirmişti. Vedalaştı hepsiyle...



Artık düzenli bir işe gereksinimi vardı. Kazanacak, malzeme alacak özlem duyduğu o renklerle içli dışlı olmayı bu kez değişik değişik boyalar arasında bulacaktı.

ış Bankası Bursa şubesinde veznedar olarak işe başladı... ışini çok sevmişti. Paralar onun için ayrı bir ilham kaynağıydı. Çünkü paranın değerinden çok üzerindeki resim ve kompozisyonları dikkatle inceliyordu. Bazen yeni bir yabancı para bozdurmak için gelen olduğunda yeni parayı incelerken bekleyen müşteri: “Sahte mi yoksa?” diye kaygılı gözler ve titrek dudaklarla soruyor, Rafet: “Yok hayır, çok da hakiki ama ben ülkenizin parasını ilk kez gördüğümden resim ve kompozisyonu inceliyordum” diyordu.


Artık, işi de vardı aşı da...Daha önemlisi renk renk boyaları, resim yapacak malzemeleri... Kendini dinliyor, algıladığı içindeki sesi tuvallere aktarıyordu. Bankada bulduğu her boş saniyeyi kağıda karaladığı eskiz türü çiziklerle dolduruyor sonra onları işleyip yeni yapıtlar oluşturuyordu. Reprodüksiyon çalışmalarla büyük ustaları taklit edip çalışma tekniklerini, renk anlayışlarını, ışık yorumlarını irdeleyip resim sanatının derinliklerine dalan çalışmalarını kesintisiz sürdürüyordu. Çevresi, “Rafet Oral Sanat Akademisi öğrencisi işte bizim Rafet” diye takılıyor ve ardından da “Ne oldu ya bizim sipariş bitmedi mi?” diye soruyorlardı. Siparişler tabi ki bedava idi. Ama Rafet için para değil beğendirmek ve yeni bir yapıta daha imza atmak önemliydi.



 

Arkadaşlarının tanıtımıyla; “Rafet Oral Sanat Akademisi’nin ikinci sınıfında iken, öğrenci Rafet ilk orijinal tablolarını da neredeyse sıfır hatalı olarak ortaya koyuyordu... Hem beğeniyor, hem de kendisini acımasızca eleştiriyordu. Ama bir ayrıcalığı daha vardı, tüm mutluluklarında da, kızgınlıklarında da asla gülen yüzü asılmıyordu. Gülerek kızan adamdı yani...

Sonra ne mi oldu?


Kendi akademisini bitirdikten sonra mı yani?


Evet...Evet...


Tıklayın aşağıdaki linki açılan sayfadan ne değil de, neler olduğunu görün...


Nice sanat ve başarı dolu yıllara Rafet Oral... Yolun hep açık olsun... Esenle...


Yılmaz ERGÜL






[ Ulusal Ses ] - 9/30/2015

 
 
 
Habere yorum yaz
 
 
Haberi yazıcı formatına hazırla
 
 
Editöre mesaj gönder
 
Sayfa başına git


HABERE EKLENEN YORUMLAR  

Kayıtlarda bu haber yapılmış yorum bulunmamaktadır.
İlk yorum yazan siz olmak ister misiniz ?


Kampanya detayları için TIKLAYINIZ


Diğer Kültür ve Sanat
  AHMET CANBABA DER Kİ!
  RAFET ORAL SANAT AKADEMİSİ...
  SUMMER COLLECTIVE...
  DAMLA ÖZDEMİR RESİM SERGİSİ...
  KAYIHAN KESKİNOK "DİRİLİŞ" RESİM SERGİSİ
  GAZİ SANSOY SERGİSİ...
  ÖZCAN ÖZKUR'UN 'GENESİS' İSİMLİ SERGİSİ
  BİNDALLI SANATEVİ RENGAHENK KARMA RESİM SERGİSİ!..
  NİKİTA'NIN KARANLIK MACERALARI!..
  ALTIN PORTAKAL'DA YARIM YÜZ YIL GERİDE KALDI!..
  GALERİ İLAYDA'DAN ÇOK KONUŞULACAK BİR SERGİ DAHA!..
  TAMER KUMKALE'NİN YENİ KİTABI: ERMENİ DOSYASI
  FESTİVAL TAM 7 SAAT SÜRDÜ...
  SANATIN SONSUZLUĞUNDA SANATÇI BABA-KIZ!..
  BALYOZ HİKAYESİ KİTAP OLDU!..
  GEZİ PARKI'NA NEDEN GİTMEMİŞ?..
  HER YERDE TENCERE HER YERDE TAVA!..
  ÖZNUR ERKEY RESİM SERGİSİ !..
  EMEK NİCE ANILARLA BİRLİKTE YOK OLDU!..
  AYKUT TÖLEĞEN FOTOGRAF SERGİSİ!..
  ELVİN KARAASLAN SERGİSİ GALERİ İLAYDA'DA YOĞUN İLGİ GÖRÜYOR!..
  2.SARIYER EDEBİYAT GÜNLERİ SÜRÜYOR!..
  EMEL YALIN RESİM SERGİSİ!..
  2 MAYIS SON GÜN!
  HIDRELLEZ İSTANBUL'DA İZLEYİCİ İLE BULUŞTU!..
 

Tasarım & Programlama SK WT © 2007 - İçerik © Copyright 2007Ulusal Ses Haber Portalı