Perşembe , 15 Kasım 2018  
    ANA SAYFA
    Gündem                   
    Politika                   
    Dünya                      
    Ekonomi                  
    Güncel                     
    Spor                         
    Sağlık                       
    Yaşam                     
    Bilim ve Teknoloji 
    Kültür ve Sanat     
    Magazin                  
    Eğitim                      
    Kadın ve Aile        
    Yazarlar
    Söyleşi / Haber
    Video Haberler
      Künye
      İletişim
      Reklam

Haberlerde Ara



TCMB Döviz Kuru


 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 



SİTE İSTATİSTİĞİ
 BUGUN 105600  
 TOPLAM 650395722  
08.06.2007 itibariyle
Eğitim Geri Dön 
ANADOLU’DA TÜRKLER (XXIII)...
Tanzimat

 


            1 Temmuz 1839 tarihinde II. Mahmut öldü. Yerine 16 yaşındaki oğlu Abdülmecid (1839-1861) tahta oturdu ve 8 Temmuz’da Koca Mehmet Hüsrev Paşa sadrazam oldu (1839-1841).


            Mısır’da Mehmet Ali ve oğlu İbrahim Paşa’larla savaş sürmekteydi ve Ruslar Fırat’ı geçip Suriye’ye yürüyebilecek durumdaydılar.


            27 Temmuz’da Divan, Mehmet Ali’ye Adana ve Kutsal kentler’in yönetimi hariç tüm isteklerini kabul edeceğini açıkladı. Ertesi gün (28 Temmuz) Avrupalı 5 Büyük Devlet (Fransa, İngiltere, Prusya, Avusturya ve Rusya)  İstanbul’daki konsoloslukları aracılığıyla genç Sultan’a devletler arası ilişkilerde yardımcı olacaklarını bildirdiler. Bu, diplomatik bir dille ‘kendilerinin onaylamayacağı hiçbir kararın alınamayacağını’ bildirmek demekti.


            Ne var ki, bu beş Büyük Devlet’in ‘ortak yanları’ yok gibiydi, Osmanlı üzerindeki egemenlik paylarını artırmaktan gayrı..


            İşte Osmanlı’nın ‘büyük devletler arasında denge politikası’, özünde, büyük devletlerin kendi aralarındaki ‘denge’ politikasından başkası değildi.


 


I.Abdülmecid (1839-1861)


                Genç Abdülmecid babasının reformlarını sürdürmek istiyordu ve 2 Kasım 1839 tarihinde ‘Gülhane Hattı-ı Şerifi’yle kimi ‘reformlar’ın yapılacağını ilan etti:


            -Eğitimde, -Askere yazılımda, -Yolsuzlukların önlenmesinde, -Devletin yerel ve yönetsel düzeninde, - Yargı, Vergi ve Mülkiyet düzeninde reformlar öngörülüyordu.


            Zaten ‘Tanzimat’ kısa dönemli değil ama uzun dönemli bir ‘program’ olarak düşünülmelidir. Nitekim, 1845’te İmparatorluğun oldukça ‘heterojen’ olan coğrafi ve yönetsel yapısı, çok daha ‘merkezî’ bir biçime sokulmaya çalışılacaktı.


            Polis teşkilâtı (1845), Meclis-i Maarif-i Umumiye, Zabtiye Müşriyeti ve Dar’ül Fünün (1846) kurulacak; Telgraf dairesi ve Dersaadet Bankası (1847) çalışmaya başlayacaktı. ‘Talimat-ı o’murnieh’ yayımlanarak tüm kamu çalışanlarının görev ve sorumlulukları belirlenecekti.


            1846 yılı Nisan ayında, İstanbul’da ‘ticaret mahkemeleri’ kuruluyor, yabancı ülkelerden ‘on saygın tüccar’ın yabancılarla ilgili konulara, on saygın müslümanın da müslümanlarla ilgili konulara bakmaları kararlaştırılıyordu.


            Biraz abartılı biçimde sunulan bu ‘düzenleme’ler Fransız basınında yeni bir ‘Anayasa’nın ilanı gibi gösterilecekti. Çünkü çeşitli dinden olan uyruklar arasında da ‘eşitlik’ öngörülmekteydi.


            1635 yılında Fransa’da kurulan Académie Française benzeri bir Encümen-i Daniş kurulacak (1851) ve Ahmet Cevdet Paşa’ya ‘Tarih-i Cevdet bu  yolla yazdırılacaktı.


            Kırı(l)m’a giden yol


            13 Temmuz  1841 tarihinde, Fransa’nın ‘Avrupalı Büyük Devletler Birliği’ne yeniden kabul edildiği bir ‘Beşli Bağlaşıklık’ antlaşması imzalandı. Düvel-i Muazzama’nın ilk işi Çanakkale ve İstanbul Boğazı’nı bütün ülkelerin savaş gemilerine kapatılmasını öngörmek oldu. Bir bakıma Osmanlı İmparatorluğu’na sözde bir ‘bağımsızlık’ tanınıyordu. İmparatorluğu ‘dışarı’dan değil de ‘içeriden’ ele geçirmeye karar verildi de denilebilir.


            O arada, Fransa’da ‘1848 Devrimi’ patlayacak, Almanya ve Avusturya’dan Karadeniz’in batı kıyılarına değin etkileri yayılacaktı. Viyana’da yeni anayasa kabul edilecek (23 Haziran) ve bir ‘geçici hükumet’ kurulacaktı (27 Temmuz).


            Basarabya ve Transilvanya’da ‘Romanya’nın kuruluşuna giden bir yapılanma oluşacak ve Romanya Krallığı Osmanlı tarafından otuz yıl sonra tanınacaktı (1878). İşte bu gelişmeler 28 Haziran 1848’de Rus’ların Moldavya’ya girişiyle başlayacak ve Ömer Paşa komutasındaki Osmanlı ordusu Braïla’yı işgal edecekti (2 Ağustos).


            Bu dönemde önemli sayıda Macar ve Polonyalı Osmanlı İmparatorluğu’na ‘sığınacak’ ve Avusturya ve Rusya’nın isteğine karşın sığınmacılar Anadolu’ya yerleştirilecekti (17 Eylül).


            1850 yılında, Rumeli’deki dört ‘eyalet’e Hoca-başı’ları (primats) tarafından ‘vergi toplama’ yetkisi verilecek, toplanan vergiler, sözde, Hakem Başı’ları tarafından ‘hazine’ye gönderilecekti.


             1851 yılı İmparatorluktan ‘ayrılma’yı deneyen ‘eyalet’leri merkez bağlama çabalarıyla geçecekti. Bunların başında, Mısır’da Mehmet Ali ve oğlu İbrahim Paşa’dan sonra gelen Abbas Paşa’yı ‘denetim altına alma’ geliyordu.


            5 Mayıs 1853’te Rusya, İmparatorluk sınırları içindeki Hristıyanlarla ilgili olarak Fransa’nın girişimlerini protesto etmek amacıyla prens Mentschikoff’u İstanbul’a gönderiyordu: bu girişimler, Rusya tarafından Kaynarca Antlaşması’nın kararlarına aykırı görülecektir. Yanıt için ise beş günlük süre veriliyordu.


            Olumlu yanıt alamayan Rusya, Tuna boylarına gireceğini açıkdı (21 Mayıs).


            25 Haziran’da ise, Fransa ve İngiltere, Rusya’daki Büyükelçilerini çekerek Osmanlı İmparatorluğu tarafında yeralacaklarını bildirdiler.


 


Alexandre Mikhaïlovitch Gortchakov (1798-1883)


                Osmanlı İmparatorlu’ğuna ilk kez ‘Hasta Adam’ diyecek olan (3 Mart 1978) Rus diplomat  Alexandre Gortchakov ise şu değerlendirmeyi yapacaktır :


« İmparator, öncelikle kendi uyruklarının gönencini gözetmekte olup ülke içi kaynaklarının geliştirilesine yoğunlaşmıştır. Zorunlu olmadıkça ve ülke çıkarları gerektirmedikçe bu değerleri ülke dışına akıtacak bir işe girişmez. Rusya’yı içine kapanmak ve yalnızlaşmakla suçlamak  hak ve hukukla bağdaşmaz. Rusya’ya surat astı diyorlar; hayır, Rusya surat asmaz, derin düşüncelere dalmıştır »


            (Sürecek)


            Habip Hamza Erdem



 


 

[ Ulusal Ses ] - 12.06.2016

 
 
 
Habere yorum yaz
 
 
Haberi yazıcı formatına hazırla
 
 
Editöre mesaj gönder
 
Sayfa başına git


HABERE EKLENEN YORUMLAR  

Kayıtlarda bu haber yapılmış yorum bulunmamaktadır.
İlk yorum yazan siz olmak ister misiniz ?


Kampanya detayları için TIKLAYINIZ


Diğer Eğitim
  AKIL VE BİLİME KARŞI CEHALET!..
  TERKEDİLMİŞ SANAT...
  SELMAN YÖNAL YAZDI...
  LAİKLİK’İN L’Sİ (V)...
  LAİKLİK’İN L’Sİ (IV)...
  LAİKLİK’İN L’Sİ (III)...
  ‘LAİKLİK’İN L’Sİ (II)...
  ‘LAİKLİK’İN L’Sİ...
  DARBELER ve RENKLERİ (III)...
  DARBELER ve RENKLERİ (II)...
  DARBELER ve RENKLERİ...
  DEVLET, ULUS, KÜRESELLEŞME (XIII)...
  DEVLET, ULUS, KÜRESELLEŞME (XII)...
  DEVLET, ULUS, KÜRESELLEŞME (XI)...
  DEVLET, ULUS, KÜRESELLEŞME (X)...
  DEVLET, ULUS, KÜRESELLEŞME (IX)...
  DEVLET, ULUS, KÜRESELLEŞME (VIII)...
  DEVLET, ULUS, KÜRESELLEŞME (VII)...
  DEVLET, ULUS, KÜRESELLEŞME (VI)...
  DEVLET, ULUS, KÜRESELLEŞME (III)...
  DEVLET, ULUS, KÜRESELLEŞME (II)...
  DEVLET, ULUS, KÜRESELLEŞME...
  ŞU BİZİM FRANSIZLAR...
  ANADOLU’DA TÜRKLER (XXIV)...
  ANADOLU’DA TÜRKLER (XXIII)...
 

Tasarım & Programlama SK WT © 2007 - İçerik © Copyright 2007Ulusal Ses Haber Portalı