Pazar , 22 Temmuz 2018  
    ANA SAYFA
    Gündem                   
    Politika                   
    Dünya                      
    Ekonomi                  
    Güncel                     
    Spor                         
    Sağlık                       
    Yaşam                     
    Bilim ve Teknoloji 
    Kültür ve Sanat     
    Magazin                  
    Eğitim                      
    Kadın ve Aile        
    Yazarlar
    Söyleşi / Haber
    Video Haberler
      Künye
      İletişim
      Reklam

Haberlerde Ara



TCMB Döviz Kuru


 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 



SİTE İSTATİSTİĞİ
 BUGUN 51403  
 TOPLAM 623586251  
08.06.2007 itibariyle
Eğitim Geri Dön 
ANADOLU’DA TÜRKLER (XXIV)...
Kırım Savaşı

            Rusya’nın isteklerinde diretmesi üzerine, 14 Eylül 1853 tarihinide, Fransa ve İngiltere’nin talebi ve Abdülmecit’in onayıyla, 4 savaş gemisi Çanakkale’den geçerek İstanbul önlerine demirlediler.


            25 Eylül’de Divan’ca Rusya’yanın saldırganlığına karşı konulacağı açıklandı ve ardından 4 Ekim’de savaş ilan edildi. Ancak Ruslar Sinop açıklarında 13 Osmanlı gemisini batıracak ve komuta eden amiral tutuklanacaktı. Divan, İstanbul limanında bulunan Fransızlar ve İngilizlerden yardım isteyecekti (30 Ekim).


            O arada Ömer Paşa Tuna boylarında kara savaşları sürdürmekteydi.


            Anadolu’da da kara savaşları sürmekte, Kars’a doğru ilerleyen Osmanlı ordusu, Arpaçay’a geri püskürtülüp önemli kayıplar vermekteydi.


            24 Aralık’ta Fransız ve İngiliz gemileri Karadeniz’e açılacak ve 6 Şubat 1854’de Rusya, İngiltere ve Fransa’dan Büyükelçilerini çekecekti.


            En geniş anlamıyla Rumeli’de ayaklanmalar başlayacak ve Yunanistan’da kimi gönüllü gruplar subayların denetiminde gösterilere başlayacaktı. İstanbul’un ‘size ne oluyor?’ sorusuna ise Yunan hükûmeti ‘dinsel ve ulusal hassasiyet!’ yanıtını verecekti.


            12 Mart 1854’te, Türkiye, Fransa ve İngiltere arasında, İmparatorluğun silahla savunulmasını içeren bir antlaşma imzalanacak; karşılığında Saray’dan tüm hristiyan uyrukluların her türlü işe girebilmeleri ve ‘haraç’tan (cizye) alıkonulmaları istenecekti.


            19 Mart’ta Fransız Doğu Orduları komutanı, mareşal Saint-Arnaud birlikleriyle Marsilya’dan yola çıkacak ve ay sonunda Gelibolu’ya varacaktı.


            Osmanlı kara birlikleri Tuna boylarında başarı gösteremezken, 14 Nisan’da Fransız-İngiliz filosu Odessa önlerine varacak ve kenti bombalayacaktı.


            14 Eylül’de Türk-Fransız ve İngiliz deniz birlikleri Varna’dan hareket edecek ve Sıvastopol yakınlarına çıkarma yapacaklardı.


            Avusturya ve Sardunya’nın da Osmanlılar yanında yeralmasıyla, Rusya Viyana’da yapılacak barış görüşmelerini kabul etmek zorunda kalacaktı.


            1856 Ocak ayında Rusya ile Avusturya arasındaki barış görüşmelerinde, bağlaşık güçler Karadeniz’in ‘tarafsız bölge’ olmasını isteyecek ve tüm tarafların savaş gemilerine yasaklama getirilecekti.


            Taraflar arasında antlaşma henüz ‘parafe’ edilmişti ki (1 Şubat), 18 Şubat’ta Gülhane Hatt-ı Hümayunu okunacaktı.


            Paris Antlaşması ve Gülhane Hatt-ı Hümayunu


            30 Mart 1856’da, Paris’te, Fransa, İngiltere, Prusya, Rusya, Sardunya ve Türkiye arasında, Avusturya’nın gözlemciliğinde Kırım Savaşı’nı sonlandırıp, Osmanlı İmparatorluğu’nun ‘bütünlüğü’ ve ‘bağımsızlığı’nı kabul eden bir antlaşma imzalandı.


            Bu bir bakıma, Fransa’nın 1815 Viyana Antlaşması’nın ‘rövanş’ını alması anlamına geliyordu. Bir başka anlamı da, Osmanlı İmparatorluğu içindeki Hristiyanların güvencesinin Rusya’dan çok Avrupa’ya geçmesi demekti.


            Kırım savaşının sonlanmasından iki hafta sonra ve Paris Antlaşması’nın imzalanmasından iki hafta önce İstanbul’da ‘Islahat Fermanı’ ilan edilecekti.


            Islahat Fermanı, 1839 Tanzimat Fermanı’nın devamı olup, I. Meşrutiyet’in (1876) ilanı dahil o arada yapılacak ‘reformlar’ın yeniden ilan edilmesinden başkası değildi.


            Bu bağlamda, 1864 yılında ‘Vilayet Kanunu’ çıkarılacak ve İmparatorluğun ‘yönetsel bölümlenmesi’ yapılacaktı.


1837 yılında  kurulan  Meclis-i Vâlâ-yı Ahkâm-ı Adliye’nin Danıştay (Şûra-i Devlet) ve Yargıtay (Meclis-i Ahkâm-ı Adliye) (1868) olarak biçimlenmesine ve ‘yürütme’nin yargı denetimine alınmasına yönelinecekti.


Yeni yönetsel yapının gerektirdiği ‘bürokrat kadro’nun yetiştirilmesi için de, o güne değin vakıfların denetiminde olan ‘eğitim’in Maarif-i Umumiye Nezareti (1857)’ne bağlı yeni okullarda yapılması için çaba gösterilecekti.


Images intégrées 1 

                                               Abdülaziz

I.Abdülmecid’in ölümü üzerine yerine kardeşi Abdülaziz geçiyordu (25 Haziran 1861).


Özde III. Selim’le başlayıp (1789) Meşrutiyet’in ilanıyla sonuçlanacak (1876) Osmanlı’nın Batılılaşma öyküsünü, Abdülaziz’in Fransa ve İngiltere ziyaretleri ya da ekonomik zorluklar nedeniyle, sarayın gelirlerine yapılan kısıtlamalar ve hatta saray’a ait değerli malların satışıyla anlatmak da olası..


Ne ki, tarihi ‘ekonomi politiğin verileri’ ışığında anlamaya çalışmak, tarihi anlamak kadar ve belki ondan da çok geleceğe ilişkin kestirimlerde bulunmamamıza yardımcı olacağı düşüncesiyle ‘ekonomik çevrimler’ çözümlemesinden sözetmiştik.


           Images intégrées 2


Abdülaziz (1861-1876)


                İşte o nedele XXII.nci bölümde sunduğumuz grafiğe yeniden döneceğiz.


                                   Grafikten izlenebileceği gibi;

Birinci uzun çevrim:1789-1854;  Çıkış (1789-1815), İniş (1816-1854)


İkinci uzun çevrim: 1855-1893; Çıkış (1855-1872), İniş (1873-1893)


Üçüncü uzun çevrim: 1894-1945; Çıkış (1894-1929), İniş (1930-1945)


Dördüncü uzun çevrim: 1946-1990; Çıkış (1946-1973), İniş (1974-1990)


Beşinci uzun çevrim: (1990- [2023?]); Çıkış (1990-2008), İniş (2008-[2023?])


            Bu uzun çevrimlerin çıkışları,  Birinci Çıkış (1789-1815), İkinci Çıkış (1855-1872), Üçüncü Çıkış (1894-1929), Dördüncü Çıkış (1946-1973) ve Beşinci Çıkış (1990-2008) olarak gerçekleşmiş bulunmaktadır.


Anımsanacağı üzere,  birinci çevrimin çıkışında III. Selim ve II. Mahmut’un ‘ıslahat’ çabalarını görüyoruz.


            İkinci çıkışın başında Tanzimat ve  zirvesinde I. Meşrutiyet ve 1876 Anayasası ilan edilmektedir.


            Üçüncü çıkışın başında İttihat ve Terakki ve Genç-Türk Devrimi’ni (1908), sonunda ise Cumhuriyet ve Devletçliği görüyoruz (1930).


            Dördüncü çıkışın başında 27 Mayıs Devrimi yapılıp 1961 Anayasası ilan  edilirken, zirvesinde ise dünya ‘petrol bunalımı’ yaşanmakta ve Türkiye’de CHP-MHP ‘ulusal koalisyonu’ kurulmaktadır.


            Beşinci çıkışın başında, Sovyetler Birliği dağılmakta ve Türkiye’de ‘Özal Dönemi’ sonlanmaktadır. Bu son çıkışın sonuna doğru Türkiye’de 28 Şubat (1997) süreci yaşanmakta ve Dünya ekonomisi 2008 bunalıma, çıkmamak üzere, girmektedir.


            İniş evrelerine bakıldığında ise, şu gözlemler yapılabilir:


Birinci İniş (1816-1854)’in sonuna doğru Avrupa’da 48 Devrimi olacak ve  İngiltere’nin ekonomide önder politikada baskın güç olması pekışecektir. İkinci iniş’te (1873-1893) 1870 Devrimi ile Almanya ve İtalya’nın ‘ulusal birlik’ kurmalarının ardından Almanya ekonomide önder olacak ama İngiltere’nin baskın güç olması sürecektir. Üçüncü İniş (1930-1945)’te İkinci Dünya Savaşı patlayacak ve dünya ‘iki kutuplu’ olacaktır. Dördüncü İniş (1974-1990)’te Sovyetler Birliği’nin dağıtılmasıyla ABD dünya lideri olacak, doların altına bağımlılığı kaldırılarak ‘ulusal ekonomiler’ savaşmadan ele geçirilecektir. Beşinci İniş (2008-[2023?])’te ABD ekonomide önderliği Çin ve Almanya’ya kaptıracak, politikada baskınlığı ‘klasik anlamda’ bitecek, kuruluşunda olduğu gibi yeniden ‘yabanıl’ yöntemlere başvuracaktır.


Beşinci inişin sonuna doğru ABD’nin insanî ve ahlakî değerlerden yoksun politikalarının insanlığı yeni bir ‘Büyük Felaket’e sürüklemesini engelleyecek güç henüz oluşmamıştır.


Beşinci inişin sonuna doğru Türkiye’de ‘Anayasa girişimleri’ nasıl olabilir sorusunun yanıtı da ancak bu tür bir ‘Büyük Felaket’le açıklanabilir. Amerika’nın kendi felaketine ortak edebileceği ülkelerin başında Türkiye gelmektedir.


Umarız, bu çevrimin sonunda, Devlet-Ulus’lara ait ‘uluslar’, özde ‘ulusal devlet’lerini kurmayı başarırlar ve  hak ve adalet temelinde ‘Yeni bir dünya’ kurulur ve Türkiye de orada yerini alır.


Bitti


Habip Hamza ERDEM

[ Ulusal Ses ] - 12.06.2016

 
 
 
Habere yorum yaz
 
 
Haberi yazıcı formatına hazırla
 
 
Editöre mesaj gönder
 
Sayfa başına git


HABERE EKLENEN YORUMLAR  

Kayıtlarda bu haber yapılmış yorum bulunmamaktadır.
İlk yorum yazan siz olmak ister misiniz ?


Kampanya detayları için TIKLAYINIZ


Diğer Eğitim
  AKIL VE BİLİME KARŞI CEHALET!..
  TERKEDİLMİŞ SANAT...
  SELMAN YÖNAL YAZDI...
  LAİKLİK’İN L’Sİ (V)...
  LAİKLİK’İN L’Sİ (IV)...
  LAİKLİK’İN L’Sİ (III)...
  ‘LAİKLİK’İN L’Sİ (II)...
  ‘LAİKLİK’İN L’Sİ...
  DARBELER ve RENKLERİ (III)...
  DARBELER ve RENKLERİ (II)...
  DARBELER ve RENKLERİ...
  DEVLET, ULUS, KÜRESELLEŞME (XIII)...
  DEVLET, ULUS, KÜRESELLEŞME (XII)...
  DEVLET, ULUS, KÜRESELLEŞME (XI)...
  DEVLET, ULUS, KÜRESELLEŞME (X)...
  DEVLET, ULUS, KÜRESELLEŞME (IX)...
  DEVLET, ULUS, KÜRESELLEŞME (VIII)...
  DEVLET, ULUS, KÜRESELLEŞME (VII)...
  DEVLET, ULUS, KÜRESELLEŞME (VI)...
  DEVLET, ULUS, KÜRESELLEŞME (III)...
  DEVLET, ULUS, KÜRESELLEŞME (II)...
  DEVLET, ULUS, KÜRESELLEŞME...
  ŞU BİZİM FRANSIZLAR...
  ANADOLU’DA TÜRKLER (XXIV)...
  ANADOLU’DA TÜRKLER (XXIII)...
 

Tasarım & Programlama SK WT © 2007 - İçerik © Copyright 2007Ulusal Ses Haber Portalı