Pazar , 22 Temmuz 2018  
    ANA SAYFA
    Gündem                   
    Politika                   
    Dünya                      
    Ekonomi                  
    Güncel                     
    Spor                         
    Sağlık                       
    Yaşam                     
    Bilim ve Teknoloji 
    Kültür ve Sanat     
    Magazin                  
    Eğitim                      
    Kadın ve Aile        
    Yazarlar
    Söyleşi / Haber
    Video Haberler
      Künye
      İletişim
      Reklam

Haberlerde Ara



TCMB Döviz Kuru


 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 



SİTE İSTATİSTİĞİ
 BUGUN 52495  
 TOPLAM 623587343  
08.06.2007 itibariyle
Eğitim Geri Dön 
DEVLET, ULUS, KÜRESELLEŞME (III)...
Yapay ‘Ulus’ Daha önceki yazılarımızda değindiğimiz gibi, “Fransa’da ‘Ulus’ politika tarafından kurulmuştur (a été accochée)”(1).

Yani, ‘Ulus’ herşeyden önce ‘Politik Ulus’tur.

Ve bu anlamda, Michel Charzat’nın da vurguladığı gibi, Fransızlık, Avrupa’nın en yapay ‘ulusculuğu’, Fransa da Avrupa’nın en yapay (artificielle) ulusudur.


Peki ama ‘Avusturyalılık’ diye bir ‘ulus’ da sözkonusu mudur?


Eğer Fransa ‘yapay’ bir ulus ise Avusturya tamamen hayalî (imaginaire) bir ulus olmaktan öteye gidemez.


Ne var ki, ‘politik’ olarak bugün hem Fransa ve hem de Avusturya ‘sağlam ulus’lara örnek olarak gösterilebilirler.


Oysa, insanlığı, ‘politika’nın dışında çıkarmak isteyenler, sanki ‘Devlet’ politik bir kurum olmaktan başka bir şeymiş gibi, ısrarla onu ‘etnik’ ve ya da ‘zoolojik’ bir kavrayışla ‘Ulusal Devlet’ çerçevesine oturtmaya çalışmaktadırlar.


İşte ‘Ulusal Devlet’çilerin, ayırdında olmadıkları en başat ‘kavrayışsızlık’ bu olup, bu ‘boşluk’tan ister ‘tümevarım’ ve isterlerse ‘tümdengelim’ yoluyla olsun, çıkmalarının olanak ve olasılığı bulunmamaktadır.


Eğer buna ‘inanç’ denilecek olursa, ‘ulusal devlet’çilerimiz de boşinanç grubunda değerlendirilmek durumunda olacaklardır.


Ulus’tan Uluslararasıcılık’a


Ve yine, insanlık ‘zoolojik’, ya da Türkiye’deki Diyanet İşlerinde görevli bir ‘imam-profesör’ün kavrayışıyla ‘kozmopolit’ bir ‘topluluk’ olarak değerlendirilecek olursa, ya Emmanuel Kant’ın ‘evrensel cumhuriyet’ine yönelecek ya da Mevlana gibi tüm insanlığı ‘kavuğunun altı’nda birleştirmeye çalışacaktır.


Tam da bu nokta’da, ‘yurttaş ulus’ kavrayışının ‘etnik ulus’ anlayışına karşıt olarak ortaya çıktığına tanıklık ediyoruz.


İnsanı ‘hayvanlık’tan kurtacak olan onun ‘yurttaşlık’ aşamasına yükseltilmesidir.


Değil mi ki, Mevlana, “Muhammed, diyordu, her gün yetmiş mâkam aşıyordu. Her mâkamın yüceliğine vardığında önceki mâkam ve mertebedeki bilgisinin yetmezliğinden istiğfar ediyordu".


Sıradan bir ‘yurttaş’tan her gün ‘yetmiş mâkam’ aşması beklenmese de yetmiş ve hattta yediyüz yılda bir ‘mâkam’ aşması çok görülmemelidir. Nitekim, insanoğlu yedibin yıl sonra ‘yurttaşalık bilinci’ne ulaşmış bulunmaktadır (1789).


Ne var ki, insanlık bir boşluk içinde değil, acunsal bir ‘düzen’ içnde yer almak durumundadır. Bu da, başından buyana ‘uluslararacılık’ (internationalisme) terimiyle dillendirilmektedir.


Daha sonraki dönemlerde, yüklendikleri anlamlara bağlı olarak, globalizm ve ya da mondializm terimleri de kullanılmaya başlandı.


Bu kez, ‘yurttaşlığa’ dayalı ‘Devlet-Ulus’ların bu ‘uluslararacılık’ içindeki yeri sorgulanır oldu.


Bu ‘sorun’a Jean Jaurès’in önerdiği çözüm ise günümüzde geçerliliğini korumaktadır: “Ulusların bağımsızlığı, diyordu Jean Jaurès, ancak uluslararasıcılık içinde en yüksek garantisini bulacak; uluslararacılık ise ancak bağımsız uluslar varoldukça güçlü ve saygın organlarına kavuşacaktır


Buradan hareketle denilebilir ki; “az uluslararasıcılık ulustan uzaklaştırır, çok uluslararasıcılık ulusa yaklaştırır; az ulusalcılık uluslararasıcılıktan uzaklaştırır, çok ulusalcılık uluslararasıcılığa yaklaştırır”. (Armée Nouvelle, 1915)


Her ne kadar Jaurès’in ‘ulus’ yerine yurt (patrie) ulusalcılık yerine de yurtseverlik (patriortisme) terimleri kullandığı söylenebilirse de; Jaurès, ileride değineceğimiz üzere, ulus ile ülke (pays) terimlerini de biribirleri yerine kullanmaktadır.


Dahası, kimi yerde, ülke terimini sınırları belli bir coğrayfadan çok, yürekte (ve belki de zihinde) bir ‘duygu’ olarak da kullanacaktır.


İşte ‘ulus’u ‘boy’a, ‘soy’a, ‘kan’a, ‘kılıç ve kalkan’a ya da ‘tank ve top’a bağlayanlar olduğu gibi, ‘paraya pul’a bağlayanlar da çıkmayacak değildir.


Bu yazıyı burada sonlandırırken, ‘Katar ulusu’ üzerinde düşünülmesinin bundan sonraki yazıları anlamaya yardımcı olacağını söyleyebilirim.


(Sürecek)


Habip Hamza Erdem



(1) Michel Charzat, Politiquement Libre, Démocratie ou libéralisme:le pari de la Cité, La Découverte, Paris, 1999


(2) Didier Billion, “Etat et Nations dans la Mondialisation”, RIS, n° 102, pp: 73-74


(3) Didier Billion- Marc Verzeroli, Entretien avec Jean-Pierre Chevènement : « La Nation, cadre privilégié de l’exercice de la démocratie », RIS, n°102 pp :75-85

[ Ulusal Ses ] - 27.06.2016

 
 
 
Habere yorum yaz
 
 
Haberi yazıcı formatına hazırla
 
 
Editöre mesaj gönder
 
Sayfa başına git


HABERE EKLENEN YORUMLAR  

Kayıtlarda bu haber yapılmış yorum bulunmamaktadır.
İlk yorum yazan siz olmak ister misiniz ?


Kampanya detayları için TIKLAYINIZ


Diğer Eğitim
  AKIL VE BİLİME KARŞI CEHALET!..
  TERKEDİLMİŞ SANAT...
  SELMAN YÖNAL YAZDI...
  LAİKLİK’İN L’Sİ (V)...
  LAİKLİK’İN L’Sİ (IV)...
  LAİKLİK’İN L’Sİ (III)...
  ‘LAİKLİK’İN L’Sİ (II)...
  ‘LAİKLİK’İN L’Sİ...
  DARBELER ve RENKLERİ (III)...
  DARBELER ve RENKLERİ (II)...
  DARBELER ve RENKLERİ...
  DEVLET, ULUS, KÜRESELLEŞME (XIII)...
  DEVLET, ULUS, KÜRESELLEŞME (XII)...
  DEVLET, ULUS, KÜRESELLEŞME (XI)...
  DEVLET, ULUS, KÜRESELLEŞME (X)...
  DEVLET, ULUS, KÜRESELLEŞME (IX)...
  DEVLET, ULUS, KÜRESELLEŞME (VIII)...
  DEVLET, ULUS, KÜRESELLEŞME (VII)...
  DEVLET, ULUS, KÜRESELLEŞME (VI)...
  DEVLET, ULUS, KÜRESELLEŞME (III)...
  DEVLET, ULUS, KÜRESELLEŞME (II)...
  DEVLET, ULUS, KÜRESELLEŞME...
  ŞU BİZİM FRANSIZLAR...
  ANADOLU’DA TÜRKLER (XXIV)...
  ANADOLU’DA TÜRKLER (XXIII)...
 

Tasarım & Programlama SK WT © 2007 - İçerik © Copyright 2007Ulusal Ses Haber Portalı