Cuma , 25 Mayıs 2018  
    ANA SAYFA
    Gündem                   
    Politika                   
    Dünya                      
    Ekonomi                  
    Güncel                     
    Spor                         
    Sağlık                       
    Yaşam                     
    Bilim ve Teknoloji 
    Kültür ve Sanat     
    Magazin                  
    Eğitim                      
    Kadın ve Aile        
    Yazarlar
    Söyleşi / Haber
    Video Haberler
      Künye
      İletişim
      Reklam

Haberlerde Ara



TCMB Döviz Kuru


 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 



SİTE İSTATİSTİĞİ
 BUGUN 4187  
 TOPLAM 608615646  
08.06.2007 itibariyle
Manşet Geri Dön 
NİCE 94. YILLARA...
Öğretmen, "Bugün şikayet yok, coşku var" dercesine pek oralı olmuyor, o anda biraz burulsanız bile sizi dışarıdan gelen trampet ve borazan eşliğindeki "Onuncu Yıl Marşı" iyice coşkuya sürüklüyor ve kızgınlığınız geçiyor...

Hadi, hep birlikte ilkokul yıllarımıza, ilk dersliğimize, ilk oturduğumuz sıralarımıza dönelim.


Kalbimizin ilk kez heyecanla çarptığı o minik öğrencilik günlerimizi anımsayalım...


Öğretmenimizin dersliğe girmesini beklerken, yavrukurtların trampet ve borazan seslerine kulak verelim.


Öğretmenimiz, siyah etek-tayyör giymiş bukle bukle saçları ile bir kadın mı yoksa lacivert takımlı, kolalı gömlekli kravatlı, pırıl pırıl parlayan iskarpinleri ile bir erkek mi?


Ya sıralar üzerinde dizili duran rengarenk krapon kağıtları, Türk bayrakları, şişirilmeyi bekleyen üzerleri desenli balonlara ne demeli?


Neden heyecanla bu bekleyiş?


Minik kalplerin atışındaki artan heyecan ritmi neden?


Nedeni belli; en büyük ulusal bayramımızı kutlayacağımız ve ilkokulda ilk kez kutlayacağımız günün arifesindeyiz de ondan!..


Çünkü kapı- pencere, cam- çerçeve, sıra- masa, duvar demeden her yeri süsleyecek ve bu büyük coşkuyu algıladığınız şekilde yansıtmaya çalışacaksınız.


Minik kalpler çarparken, minik uslar kendi hayal dünyasında yapacaklarını son kez değerlendiriyor ve arkadaşlarının bir adım önüne geçmek için ilginç süsleme teknikleri geliştirmeyi düşlüyor. Hele bir de öğretmeniniz "Aferin çocuğum" der ve başınızı okşarsa; bir ömür boyu asla bir daha yudumlayamayacağınız mutluluklara gark olursunuz. Çünkü her an bir daha yaşanmayacak ve siz bir dakika sonra o yaşadıklarınızı yaşanmışlık tarihinizin sayfalarında anı olarak yazmış olacaksınız. Bir gün ve ansızın, "Yıllar nede çabuk geçti? " diye kendinize soru yönelttiğinizde ne siz nede bir başka sorduğunuz kişi bunun yanıtını asla doyurucu olarak veremeyecek!..


Tam bilgece olmasa da, kalplerin duyumsamasından gelen bir iç sezi o minik halinizde size bunları ister istemez algılatır...


İşte öğretmenlerimiz dersliğe girdiler; kedi merdivenlerini, fenerleri yapmayı öğretmeye başladılar .


Avurtlarınız çatlarcasına soluyup renk renk balonları şişirmeye başladınız bile.


Minik ve narin vücutlar, öylesine narinler ki, balonları şişirirken son derece zorlanıyorlar... Hele kız çocukları. Erkekler daha güçlü ve birazda centilmence davranıp, balonları şişiremeyen kızlara yardımcı oluyor, şişirdikleri balonları verirken böbürlenerek uzatıyorlar ve birazda küçümser gözlerle kızlara bakıyorlar.


Haylaz çocuklardan birisi, belli ki çoktan göz koyduğu kurdelenizi belli etmeden çekiyor fiyongunu açıyor, ardından şikayetiniz geliyor: "Örtmenim; bu çocuk kurdelemin fiyongunu bozdu!"


Öğretmen, "Bugün şikayet yok, coşku var" dercesine pek oralı olmuyor, o anda biraz burulsanız bile sizi dışarıdan gelen trampet ve borazan eşliğindeki "Onuncu Yıl Marşı" iyice coşkuya sürüklüyor ve kızgınlığınız geçiyor...


Herkes pür telaş; "Yardımcı olmamı ister misin?" diyen arkadaşlarınız, "Silgimi gören var mı? " diye sorup, silgisinin boynunda iple sallandığını görmeyenler, "Ben de kalemimi bulamıyorum" diye sızlanırken, kalemi elinde olanlar ve çokça öğretmenin " Daha sessiz olun!" uyarıları ile coşku seline dönüşüyor ...


Kedi merdivenleri, şişirilen balonlar, yapılan fenerler ve yapanlar tarafından sürekli "Örtmenim nasıl olmuş?" soruları.


En güzelden başlanarak sıralanıyor.


Öğretmen, "En güzel kedi merdivenini kim yaparsa onunkini Atatürk'ün portresinin çerçevesini süslemekte kullanacağım!" dedikten sonra herkes birbiri ile sessiz bir yarışa girer ve "Ödül bu olsa gerek? " diye düşünür, daha titiz çalışır.


Dışarıdan gelen zil sesini duyan bile olmaz. Oysa dersin bitimine beş- on dakika kala kulaklar tazı gibi olur, zil sesi beklenir, şimdi duyan yok.


İlköğretim, ilk sınıf, ilk büyük ulusal bayram ...


29 Ekim (....)bin dokuz yüz kaç? Ya da iki bin kaç?


İlk bayramınızın yılını yaşınıza göre doldurun ve o günleri anımsayın, o coşkuyu bir kez daha yaşayın.. Henüz yaşamın yükünü tatmamış, belleklerinizi uğultu ile zonklatan yıllara girmemiş, saf ve durusunuz... Yaşayın o coşkuyu, yaşayın çocukluğunuzu ve şimdi geçen her yılın farkını algılayın, neler kazanmış, neler kaybetmişsiniz ; yıllar sizden neler çalmış ya da çaldırmışsınız? Bir daha aynı yılları aynı duygularla yaşayamayacağınıza göre, anılarınızı yineleyip düşün dünyanızda yaşayın!


Rahatlayacaksınız, coşku kaplayacak içinizi ve Cumhuriyetimizin, Yüce Atatürk'ümüzün, büyüklüğünü binlerce kez algılayacaksınız!..


Her Cumhuriyet Bayramımızda o çocukluk günlerimi anarım, ilk heyecan, ilk büyük ulusal bayrama hazırlığı yaşarım...


Krapon kağıtları ile süslerim hayalimden evimizi, balonlar asarım her bir yana, fenerler yakarım, o yıllarda kalarak bugünlerde..


Sonra, kraponların en güzeli ile Yüce Atatürk'ün portresinin çerçevesini süslerim...


Dışardan kimin sesi gelirse gelsin, yavrukurtların trampet ve borazan sesleri olarak algılarım. İlk öğretmenimin, "Aferin, senin ki en güzeli olmuş, Atatürk'ün portresinin çerçevesine bunlarla süsleyeceğim" dediğini duyumsarım...


Cumhuriyetimizin değerini daha çok anlar, daha çok bağlanırım..


Sonra, önlüğümü giyer, kolalı beyaz yakamı takarım. Saçlarıma bir çift kurdele bağlar, pırıl pırıl ayakkabılarım, beyaz çoraplarımla okulun yolunu tutarım... Tören alanına gelindiğinde ne açlık, ne susuzluk çekerim; cumhuriyet kızı olmanın onuru ile uygarlığa doğru giden yolda Yüce Atatürk'ün ilkelerine sımsıkı bağlı olmanın heyecanını yaşarım...


Bu büyük bayram hepimize kutlu olsun...


Süheyla ERGÜL


29/10/2008

[ Ulusal Ses ] - 29.10.2017

 
 
 
Habere yorum yaz
 
 
Haberi yazıcı formatına hazırla
 
 
Editöre mesaj gönder
 
Sayfa başına git


HABERE EKLENEN YORUMLAR  

Kayıtlarda bu haber yapılmış yorum bulunmamaktadır.
İlk yorum yazan siz olmak ister misiniz ?


Kampanya detayları için TIKLAYINIZ


Diğer Manşet
  GÜÇLÜ YÖNETİM, STRATEJİK AKIL!..
  MAHKEMELERİN BAĞIMSIZLIĞI!..
  SOSYAL DEMOKRASİ- III
  BİTMEYEN AKM TARTIŞMALARI!..
  DÖKÜLÜR GÖZ YAŞLARIN...
  ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE SİSTEMİ ...
  UMUDUNUZU YİTİRMEYİN...
  GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK...
  NEDEN ATATÜRK DİYORUZ?..
  MEDENİYET DEDİĞİN...
  AVRASYA’NIN A’SI (II)...
  İYİ PARTİ...
  ÜMMET-MİLLET...
  AVRASYA’NIN A’SI...
  ŞPO'YA ÇAĞRI!..
  KÖYLÜ VARSA ÜRETİM VARDIR...
  NİCE 94. YILLARA...
  TC. DEVLETİ 94 YAŞINDA...
  KORKMAYIN TEMELİ ÖYLE SAĞLAM Kİ!
  CUMHURİYETİ ANLAMAK...
  OLİGARŞİ, DEMOKRASİ, HUKUK DEVLETİ ...
  KEMALİZM'İN ÇERKEZ ETHEM'İ!..
  BELÇİKA, EMPERYALİZM ve HUKUK...
  BÜYÜK TAARRUZA DOĞRU-(09)...
  BÜYÜK TAARRUZA DOĞRU -(08)...
 

Tasarım & Programlama SK WT © 2007 - İçerik © Copyright 2007Ulusal Ses Haber Portalı